HALUK LEVENT VE AHBAP’LA YIKILAN BAZI TOPLUMSAL DEĞERLERİMİZ (3)
Güven Verme Şeklindeki Toplumsal Değerin Zehirlenmesi
Bir toplumdaki en kıymetli toplumsal değerlerden biri de “emin” sıfatıdır. Kişilerin güven verme özelliğine sahip olmasının bir başka ifade şekli “emîn” olmaktır. “Emîn” kelimesi, sözlükte “kendisine güvenilen, kendisine inanılan, itimat edilen, ihanet etmeyen, sözünde duran, vefalı olan” gibi anlamlara gelir.
Güven, özünde tarafların birlerine karşı sahip oldukları beklenti ve inancı ihtiva eder. Güven, “bir kişinin, diğer tarafta yer alan kişinin (kurumun) âdil, dürüst, ahlâkî kurallara uygun bir şekilde öngörülebilir bir biçimde davranacağına ilişkin inancı” temsil eder.
Emîn sıfatı, en mükemmel manada Hz. Muhammed’de (SAV) mevcuttur. Bu sebepledir ki Müslümanlar yanında Müslüman olmayanlar da (müşrikler ve Yahudiler gibi) Hz. Muhammed için “Muhammedü’l-Emîn” tabirini kullanmakta idiler. Hatta müşriklerin ve Yahudilerin, Hz. Muhammed’i âdil ve güvenilir buldukları için bazı kereler ortaya çıkan ihtilafların çözümünde O’nu hakem tayin ettikleri görülmüştür.
“El-Emîn” HZ. Muhammed gibi esasen tüm Müslümanların da bir sıfatıdır.
Kur’an-ı Kerim’de kurtuluşa eren mü’minlerin vasıflarından bahsedilirken, “Onlar, emânetlerine ve ahitlerine riâyet ederler” denilerek, “güven veren” mü’minler övülmüştür.
Hz. Muhammed de bazı Hadis-i Şerif’lerde şöyle buyurmuştur:
“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emîn olduğu kişidir”.
“Müslüman, elinden ve dilinden bütün insanların salim kaldığı kimsedir”.
Bu vesileyle, Müslüman olan ya da olmayan herkesin, Kuran’daki bu ayet ve Hz. Muhammed’in Hadisleri gereğince bir Müslümandan emin olması gerekir.
Elbette ki güven vermek sadece Müslümanlarda söz konusu olmaz. Müslüman olmayan kişilerde de “güven verme” sıfatı olabilir. Hatta Batı’da özellikle ticari hayatta, çoğu insanlar arasındaki ilişkilerde, güvenin önemli yer işgal ettiği görülmektedir.
Toplumların ilerleyip kalkınmalarının, medeniyetlerin kurularak devam ettirilmesinin, bütün toplumsal ilişkilerin sağlam zeminde ilerlemesinin temelinde “güven” yer alır.
Bir söz vardır: “Tüm servetimi kaybetmeye razıyım, ama güveni kaybetmeye asla razı olamam”. Bir kişinin, bir derneğin, bir kuruluşun güven kaybetmesinin bedelleri çok ağırdır.
Güven bir anda ortaya çıkan ve karşı tarafta hiçbir şarta bağlı olmaksızın gerçekleşen bir haslet değildir. Zaman içinde kazanılan, teşekkül eden, daimileşen, bazen yeniden tadil edilen ve yapılanan ve sürekli olarak sınamaya tabi olan bir yapıyı ifade eden güven duygusu, her türlü insani ilişkilerde taraflar arasındaki ilişkilerin en dinamik özelliklerinden biridir.
Güven, ya bir kişinin kendi davranışları neticesinde oluşur ya da algı oluşturma gücüne sahip çevrelerin çeşitli algılama yöntemlerini çok etkin bir şekilde işleterek bir kişi lehine yapay şekilde (sahte, sözde) güven algısı oluşturulur.
Güven sadece her bir bireyin bireysel olarak kendisine özgü bir haslet (değer) değildir. Kurumlar, dernekler, kuruluşlar, devlet kurumları yönünden de “güven” (kurumsal güven) söz konusu olabilmektedir. “Kurumsal güven” de, ya kurum adına yapılan işlemler neticesinde ya da kurumla alakalı oluşturulan algı operasyonları yoluyla meydana gelir.
Güven, yardım, bağış gibi organizasyonlarda yeri doldurulması mümkün olmayan işlev görür. Bir kişi ya da kurum, kuruluş, yardım ve bağış işlerini organize ediyorsa, insanlardan aldıkları yardımları amaca uygun şekilde ilgililere ulaştırıyorsa, ulaştırdıklarına yönelik derin bir inanç varsa, diğer insanlar bu kişi ya da kurum ya da kuruluşlara bağışlarda, yardımlarda bulunurlar.
Bir kişi, kurum ya da kuruluş, yardımları yerine ulaştırma işleri konusunda güven vermiyorsa, yardımsever insanlar bunlardan uzak dururlar.
Güvenin oluşması özel mimari özellikleri olan bir sarayın yapılması gibidir. Nasıl bir günde saray yapılamazsa, güven de bir günde oluşmaz; güvenin oluşması zaman alır.
Güvenin yıkılması bir anda olabilir. Bir kişi........
