Bazen de durmak gerekir…
Eskiden insanlar sadece kendini değil eşyayı bile yormaktan hayâ ederlerdi evet. Kapıyı sert kapatmaz, suyu hoyratça dökmez, ekmeği hürmetsize kesmezlerdi. Hayatlarında bir letafet vardı. Şimdi ise hızın içinde zarafet kayboluyor.
Belki de bu yüzden insanın içi bu kadar gürültülü… Tasavvuf ehli der ki:
“Kalp, dünyayı çok taşıyınca yorulur.”
Hakikaten de öyle değil mi? Her şeyi omuzlamaya çalışıyoruz. Her derde yetişmek, her şeye sahip olmak, herkese yetişmek istiyoruz. Sonra da tükeniyoruz. Çünkü insanın kalbi dünya kadar büyük değil…
Bazı yükleri zamana bırakmak gerekir. Bazı acıları duaya… Bazı yaraları ise Allah’a…
Dinlenmek biraz da tevekküldür aslında. Her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul etmektir.
Şimdi herkesin yüzünde görünmeyen bir yorgunluk dolaşıyor. Gençler yorgun, yaşlılar yorgun… Çocukların bile gözlerinde başka bir telaş var artık. Çünkü bu çağ insana durmayı öğretmiyor. Sürekli koşmayı öğretiyor.
Hâlbuki bazen durmak gerekir…
Bir ağacın gölgesine oturup göğe bakmak… Bir annenin duasını sessizce dinlemek…
Bir mezar taşının önünde hayatı yeniden düşünmek… Bir seccadenin üstünde dünyayı kalbin dışına........
