Apartman kültürü ve komşuluk
Şöyle buyurmuş eskiler: Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül ahbap ister kahve bahane... Bizim medeniyetimiz, tuğlayı tuğla üstüne koyup ruhsuz binalar dikmek değil, gönülü gönüle bağlayıp huzur iklimi kurma davasıydı. Fakat ne hazindir ki, bugün o şen şakrak mahalle kültüründen, birbirinin nefesini duyan o sıcak evlerden kopup pırıltılı ama buz gibi beton labirentlere hapsolduk.
Modern hayat bize her imkânı sundu da bir tek yan komşumuzun gönül kapısını açacak anahtarı elimizden aldı. Güzel kardeşim, bakma sen o devasa rezidansların, yüksek katlı apartmanların görkemine. Biz o gri koridorlarda, çelik kapıların ardında aslında kalabalıklar içinde bir başımıza kaldık. Eskiden duvarlar inceydi ama gönüller genişti; şimdi duvarlar betonarme, kapılar zırhlı ama ruhlar daraldı. Fiziksel olarak bir nefes kadar yakınız birbirimize, lakin ruhen aramızda fersah fersah mesafeler var. Oysa komşuluk dediğin, sadece posta kutularının yan yana durması mıdır? Değildir elbet. Komşuluk, birinin tenceresinde dert kaynarken diğerinin mutfağında o acıyı hissedebilme sanatıdır.
Hani........
