Güçlü olmak haklı olmak mıdır? Yeni küresel sınav...
ABD ve İsrail ortaklığı, “güçlünün hukuku”na dair pek çok teoriyi yeniden gündeme taşıdı. Oysa güçlü olmak, haklı olmak anlamına gelmez. Bugünün şartlarında ABD ve İsrail önemli imkânlara sahip olabilir; ancak bu, onları otomatik olarak haklı kılmaz. ABD Başkanı Donald Trump ise dünyada çoğu zaman örtük biçimde işleyen bu anlayışı artık açık ve sert bir şekilde uyguluyor. Başlangıçta kontrollü görülen zikzakları, bugün farklı bir boyuta ulaşmış durumda. Neredeyse herkesi ve her zemini tehdit eden bir yaklaşımı yeni siyaset yöntemi hâline getirdi!.. Dünya bu yükü ne kadar taşıyabilir, asıl soru budur...
Cepheler giderek daha belirgin hâle geliyor. Devletler, güvenlik doktrinleri üzerinden pozisyon almaya zorlanıyor. ABD’nin Körfez’deki en yakın müttefikleri bile politikalarını sil baştan gözden geçirmek durumunda kaldı. Trump’ın çizgisi esas alınırsa Orta Doğu’nun, katil Netanyahu yönetimindeki İsrail’in arzu ettiği mezhep çatışmaları sürecine sürüklenme riski artar. Bu ise yalnızca İsrail’in işine yarar. Bölge ülkelerinin bu gerçeği yeniden değerlendirmesi artık bir zorunluluk hâline gelmiştir...
ABD-İsrail iş birliğiyle yürütülen İran’a yönelik baskı ve saldırılar, beklenen sonucu üretmiş görünmüyor. Evet, İran yorgundu ve daha da yıprandı; ancak benzer bir yıpranma ABD için de söz konusu. Dahası, ahlaki ve hukuki üstünlüğün önemli ölçüde İran’a geçtiği yönünde bir algı oluştu. Bu durum, ABD açısından ciddi bir sorun teşkil edebilir. Trump henüz........
