menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Laiklik

40 0
28.02.2026

Laiklik ve sekülerlik, farklı mefhumlar olduğu hâlde çok defa eş anlamlı zannıyla karıştırılmaktadır:

Laiklik, 1789 Fransız İhtilaliyle dünya gündemine girmiştir. İddiası, din ve devlet ilişkilerini birbirinden ayırmaktı. Hâlen de aynı tezin takipçisidir. Buna göre bir tarafta din müessesesi, diğer tarafta devlet vardır. Birbirlerine karışmayacaklardır.

Sekülerlik ise dinle cemiyet münasebetidir. İnsanların dine bakışları ve dünya görüşü telakkisidir. İlkinde devlet ve hukuk, ikincisinde ferdî zihniyet ve hars esastır.

Bizde asra yakın bir zamandır darbeci cahil generaller, şaklaban Bâb-ı âli mensupları, kifâyetsiz aydınlar, laikliği bir mutabakat olarak değil adı konmadık bâtıl bir din gibi millete dayatırlar. Şu gün dünyada laik olduğu hâlde Anayasasında laiklik maddesi olmayan devletler vardır. Bu noktada tabiatıyla yakın mazideki devletlerimizi hatırlayacağız. Onlar da Osmanlı ve Selçuklu Devletleridir. Türkler, Müslüman olduktan sonra geçmişten gelen devlet örf ve âdetlerini terk etmemiş, fakat yeni girdikleri İslamiyet’in zirve modeli Asr-ı Saadeti esas almışlardır. Asr-ı Saadette, Sevgili Peygamberimiz -aleyh’is selâm- döneminde Medine Devletinde gayrimüslimler de devletin himâyesinde yaşamaktaydılar. Bugün çok kültürlülük denilen farklılıkların hayatlarını bir arada idâme ettirme tarzı, âyet, hâdis, ictihad kaynaklı dînî teâmülden hareketle Selçuklu ve bilhassa Osmanlı Devleti’nde daha da görünür olmuştur:

Zeytinburnu’ndaki Balıklı Rum Hastanesi, Balat’taki Musevi Hastanesi, Okmeydanı’ndaki Bulgar Hastanesi Osmanlı dönemi eserleridir. Haliç’in Fatih eteklerindeki Demir Kilise, III. Selim döneminde yapılmıştır. Darülaceze bahçesinde yan yana olan Câmi, Sinagog, Havra, Abdülhamid Han dönemindendir. İmparatorluğun hemen her şehrinde farklı dinlerin, benzer yapıları mevcuttur.

Hâlbuki Erken Cumhuriyet’te vatandaşlara Müslümanca yaşama hakkı çok........

© Türkiye