Siyasetin finansmanı demokrasinin aynasıdır
Türkiye siyaseti bugün yalnızca yeni bir partiye değil, aynı zamanda yeni bir finansman modeline de tanıklık ediyor.
Dile kolay; 91 milletvekili CHP’den koptu ve Yeni Parti çatısı altında buluştu. Bu duruma sadece bir siyasi hizip ya da olağan bir yol ayrımı deyip geçemeyiz. Neden mi? Çünkü siyasette asıl mesele eski gemiden ayrılmak değil, o yeni gemiyi o dalgalı sularda kendi başına yüzdürebilmektir.
Bir partiyi parti yapan şey sadece sandıktan çıkan oylar değil ki... İl ve ilçe teşkilatları, genel merkez binaları, profesyonel kadrolar, tıkır tıkır işleyen seçim organizasyonları ve yılların birikimi olan o kurumsal hafıza... Bütün bu çarkların dönebilmesi tek bir şeye bakıyor; düzenli ve sürdürülebilir bir finansmana.
Büyük siyasi bölünmelerde eski parti her zaman avantajlıdır... Binalar, teşkilatlar, teknik altyapı ve tabii o can suyu olan hazine yardımı eski yapıda kalır. Yeni kurulan parti ise yoluna âdeta sıfırdan başlamak zorundadır.
Düşünün; iş dünyasında bir şirket bölündüğünde yeni yapı gider bir yatırımcı bulur, tahvil çıkarır ya da borsaya açılır. Ama siyasette böyle bir lüksünüz yok.
Yeni kurulan bir siyasi hareketin karşı karşıya kaldığı en temel meselelerden biri, finansman kaynağının nasıl oluşturulacağıdır. Çünkü siyasette para, yalnızca bir gider kalemi değil; aynı zamanda kurumsal bağımsızlığın ve sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biridir.
Yeni Parti’nin kuruluş aşamasında başlattığı bağış kampanyası da tam bu noktada önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor: Bir siyasi hareket, uzun vadede yalnızca bireysel bağışlarla güçlü ve kalıcı bir teşkilat yapısı oluşturabilir mi?
Zira kamuoyuna yansıyan iddialara baktığımızda ortada çarpıcı bir tablo var!..
İlk 48 saatte 85 bini aşkın kişiden 182 milyon lira bağış geldi… Resmî olmayan bu rakamların doğruluğu, miktarı ve kaynağı elbette ilgili denetim........
