Gazi Meclis’te operasyonel aparatlar
Devlet, alelade bir idari organizasyon, teknik bir hizmet aygıtı ya da dönemsel bir mutabakat metni değildir. Türk devlet geleneğinin kadim kodlarında devlet; yalnızca yöneten değil, nizam kuran, hukuk tesis eden ve binlerce yıllık toplumsal hafızayı sinesinde taşıyan bir haysiyet müessesesidir. Bu mukaddes yapı, insanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuyla ferdi kucaklarken, devletin bekası söz konusu olduğunda şahsi ikballeri teferruat sayan bir çelik iradeyi temsil eder. Bu yüzden devlet aklı, sosyal medyanın sığ sularında veya günlük siyasetin uçucu polemiklerinde şekillenmez; asırlar boyunca süzülmüş bir tecrübe imbiğinden geçerek hareket eder.
11 Şubat 2026 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında cereyan eden hadiseler, bu tarihsel ve felsefi bağlamdan koparılarak okunamaz. O gün ortaya çıkan ibretlik tablo, basit bir yemin törenindeki gerginlik ya da demokratik bir tepki biçimi değildir. Aksine bu, devletin karar alma mekanizmalarını felç etmeye, icra iradesini sokak jargonuna mahkûm ederek yıpratmaya dönük bilinçli, planlı ve sistemli bir siyasal sabotaj provasıdır.
Millî Mücadele’nin o en karanlık ve en şanlı yıllarında, Ankara’da Büyük Millet Meclisi toplanırken Polatlı’dan top sesleri yükseliyordu. Ölüm kalım savaşının tam ortasında dahi Meclis hukuku, o günün mebusları tarafından bir namus gibi titizlikle korunuyordu. Şahsi hırslar, ideolojik ayrılıklar ve sert tartışmalar vardı; ancak hepsi devletin bekası ve millî istiklâl ortak paydasında eriyordu. Kurucu irade, iktidarı bir rövanş alanı değil; omuzlarda taşınması gereken mukaddes ve ağır bir mesuliyet olarak görüyordu.
Bugün ise ne acıdır ki, yerel seçimlerin ardından ana muhalefetin elinde oluşan siyasal imkân; millete hizmet üretme sorumluluğunu büyütmek yerine, devlet kurumlarının işleyişini zorlayan bir gerilim alanında tüketilmektedir. Siyaset, toplumun dertlerine derman aranan bir çözüm zemini olmaktan bilinçli biçimde çıkarılmakta; sistemin çarkları arasına........
