Onuncu yılında 15 Temmuz
Bundan tam dokuz yıl 362 gün önce, 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye Cumhuriyeti; tarihinin en önemli olaylarından birini yaşadı. Evvelindeki dört yıl ve sonrasındaki 10 yıllık iki evrede yaşanan gelişmeleri bütünlüklü biçimde düşündüğümüzde 15 Temmuz 2016; yalnızca FETÖ/PKK/DEAŞ terör örgütleriyle mücadelemizin değil, ülkemizi hedef alan vekâlet savaşlarındaki mutlak galibiyetimizin de miladı olmuştur.
‘Yürekli bir birliğin zaferinin’ hafızalarda iyice yerleşmesine mütevazı bir katkı sunmayı amaçlayan bu 15 Temmuz yazısında ilk paragrafta özetlediğim tezimin gerekçelerini sunmaya çalışacağım.
15 Temmuz hain darbe girişimi, nihai olarak iktidara; meşru/seçilmiş iradenin mi, yoksa kelimenin hem literal hem de mecazi manasıyla ‘tabansız’/gaspçı bir örgütün mü hâkim olacağı sorusunun cevabını belirleyen savaşın son muharebesiydi. Zira Türkiye’de paralel devlet mücadelesi, devlet içinde 2012’de, hatta 2011’de başlamıştı.
2012 Şubat ve 2013 Aralık FETÖ yargı kalkışmalarından kısa bir süre sonra 2014 yılının Mart ayında mahallî seçimler yapıldı. Referandum havasında geçen işte bu seçimlerin kampanya sürecinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ tehdidini milletimize güçlü, ikna edici biçimde anlattı.
Dolayısıyla 15 Temmuz 2016 askerî darbe girişimi sürecindeki mücadeleye millet açısından bakarsak bu avantajla girilmiştir. Örgütü dört yılda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anlatımlarıyla iyi tanıyan millet, 250 şehit verdiği yaklaşık 12 saatlik mücadelenin sonucunda jüristokratik, askerî ve ayrıca faşist bir FETÖ Cumhuriyeti’nde yaşamaktansa ölmeyi göze........
