Şehirden köye göç: Sizce hangi çobanın hikâyesi daha güzel?
Vietnam’ın Bao Loc şehrine bağlı bir mahallede, sabah henüz sis dağılmadan uyanan bir genç var: Vu Quang Chinh.
Onun hikâyesi, “numune bir gencin başarısı” olarak anlatılıyor bugün. Ama aslında mesele başarıdan çok daha derin.
2017 yılında, elinde yalnızca 12 keçiyle başlıyor. Bir erkek, on bir dişi. Bu sayı, şehirde yaşayan biri için küçümsenecek kadar azdır belki ama asıl mesele sayı değil, sabırdır.
Chinh önce hayvanı tanıyor. Onun ne yediğini, ne zaman doğurduğunu, neye hassas olduğunu…
Bir çiftçi gibi değil, bir baba gibi ilgileniyor sürüsüyle. Keçiler büyüyor, fakat asıl büyüyen şey, Chinh’in hayvanlarla kurduğu bağ. Beş yıl sonra sürü 500’e ulaşıyor.
Hikâyenin dönüm noktası burada değil. Chinh’in yalnız başına büyümeyi tercih etmemesinde.
Köydeki gençleri çağırıyor. Onlara damızlık veriyor, bilgi veriyor, tecrübe veriyor. Birlikte öğreniyorlar. Birlikte gelişiyorlar.
Onlar için Chinh, bir çiftlik kurmuyor sadece; bir dayanışma ağı kuruyor. Bir geçim modeli değil, bir hayat tarzı inşa ediyor. Ve bugün onun hikâyesi Vietnam’da gençlere şöyle anlatılıyor:
“Şehre gitmeden de bir hayat kurabilirsin.”
Bizde ise benzer hikâyeler çoğu zaman sessiz yaşanır. Gazete sütunlarına düşse bile bir gün konuşulur, ertesi gün unutulur.
Oysa biraz dikkatle bakınca, Anadolu’nun dört bir yanında aynı hikâyenin farklı yüzleriyle karşılaşırsınız.
Mesela Serkan Çakmak… Onun hikâyesi şehirde başlıyor. Üstelik sıradan bir şehir hikâyesi değil. Almanya’da, İspanya’da restoranlar açmış, otellerde yöneticilik yapmış, gemilerde çalışmış. İngilizce, Almanca, Rusça biliyor. Yani modern dünyanın “başarılı insan” tarifine fazlasıyla uyuyor.
Sonra bir gün, bütün bu hayatı geride bırakıyor. Köyüne dönüyor. Dışarıdan bakınca bu sıradan bir geri dönüş gibi görünür. Ama aslında bu, hayati bir yön değiştirmedir.
On koyunla başlıyor; denemek için, öğrenmek için. Çünkü şehirde öğrenilen........
