menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MAVİ PATİKLER

15 0
19.03.2026

Okuyucularım bana soruyor:“Bugün 18 Mart neden Çanakkale için bir şeyler yazmadınız?

Evet yazmadım. Daha doğrusu yazamadımNeden mi?Peki okuyun sonra siz karar verin sevgili dost arkadaş ve okuyucularım.

*Lord Richard Casey (Çanakkale savaşı’nda Avustralya ordusunda üsteğmen)(1)“Çanakkale savaşında iki olay var ki beni çok derinden etkilemiş ve tüm düşüncelerimi altüst olmasına sebep olmuştur.Conk Bayırı’nda mahsur kalmıştık. Defalarca yapılan süngü hücumları herhangi bir sonuç vermediği gibi bu taaruzlar her iki tarafında müthiş kayıplar vermesine sebep oluyordu. Yaptığımız süngü çatışmaların dan birinin sonrasında bölük komutanımız olan yüzbaşı geri dönemedi. Fena halde yaralanmıştı ve bir bacağı kopmak üzereydi. Avazı çıktığı kadar bağırıyor bizden yardım istiyordu. Ancak yardım etmemiz imkansızdı. En küçük bir harekette bile yüzlerce kurşun yağıyordu. Tam bu sırada akıl almaz bir olay yaşandı. Türk siperlerinden beyaz bir bayrak sallandı ve bir Türk askeri, silahsız olarak siperden çıktı. Hepimiz şaşırmış ve donup kalmıştık. Asker yaralı yüzbaşımızın yanına kadar geldi. Onu kucaklayarak düşmemesi için kolunu omzuna attı. Zorlukla yürüyordu. Bize doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Sperlerimizin önüne geldiğinde yüzbaşıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi geri döndü. Her iki taraftan o gün ve ertesi gün sabaha kadar tek bir mermi dahi atılmadı. Günlerce bu kahraman Türk askerinin merhameti, mertliği ve cesareti konuşuldu.’’

Lord Richard Casey (Çanakkale savaşı’nda Avustralya ordusunda üsteğmen)(2)

Bu olay sonrası sadece taraflar arasında hiçbir kaydı, imzası veya emri olmayan gayri resmi bir ateşkes anlaşması devreye girmişti. Siperde ki askerlerimiz silahsız bir şekilde yerlerinden ayrılarak muharebe alanında ölen askerimizi gömmek için bir araya topluyor, yaralı olan askerlerimizi ise cephe gerisine getiriyorlardı.Gözüme birden gömülmek üzere topladığımız ölü askerlerimizin arasında bir elin tuttuğu mavi bir bebek patiği takıldı.Savaş alanında o kadar aykırı duruyordu ki…Üzerindeki kendi askerlerimizi kaldırdık.Bunun bir Türk askeri olduğunu yanlışlıkla orada bulunduğunu gördük. Avucunda tuttuğu bebek patiğinin içinde çok kısa yazılmış bir mektup vardı. Tercümanı çağırdım ve o mektubu bana okumasını istedim.

“- Yiğidim bir oğlumuz oldu. Yavrumuzun kokusunu duyman için patiğini sana gönderiyorum.”

İşte o an kafama bir merminin isabet etmesini dileyerek ölmek istedim. Ayaklarım bedenimi taşımıyordu. Dizlerimin üzerine çöktüm. Gözyaşlarıma engel olamıyordum.

Fransız Generali Bridges:Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları iftihar etmelidirler.Savaş sahasında dövüş bitmişti.Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır kayıplar vermişlerdi.Yerde bir Fransız askeri yatıyordu . Yanında ise yine yaralı bir Türk askeri, gömleğini yırtmış bizim askerimizin yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtası ile şöyle bir konuşma yaptık:

Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun?

Kendiside aynı durumdaki Türk askeri şu karşılığı verdi:

Bu Fransız yaralanınca cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı.Bir şeyler söyledi, anlamadım ama herhalde annesi olacaktı.Benim ise kimsem yok.İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün”. Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım

Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşlarımı dondurduğunu hissettim.

Çünkü, Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutan ot tıkamıştı.Az sonra ikisi de öldüler…

Yazarsam bunları yazacaktım. O günlerdeki birlik ve beraberliğimizin, o asil,mert, gururlu ve onurlu davranışlarımızın yerini alan makam, mevki ve para hırsının bizleri ne hale getirdiğini düşündüm.Utandım ve kahroldum.

Biz böylesi şartlarda kazanılmış bir vatana sahip çıkamadık.Nefsimize yenik düşüp vatanımızı parsel parsel satanlara itibar ettik.

O dünyanın en şerefli,en kahraman ve en asil ordusunu liyakatsiz insanların ellerine sessizce teslim ettikBir ton kömür, üç beş paket makarnaya o şehitlerimizin kemiklerini sızlattık.

İşte tam olarak bu yüzden yazmak istemedim.


© Turkish Forum