KERAHAT VAKTİ VAKİTLER ARASI KIRMIZI ÇİZGİDİR!
Milli takımın ABD ile oynadığı maç için yaptığım “NAMAZ İÇİN DEĞİL MAÇ İÇİN KURDUM TELEFONU” başlıklı esprili bir paylaşım yaparak şöyle demiştim:
“İtiraf edeyim ki; bu sabah namaz için değil maç için telefonu kurdum. 3. dakikada golü yiyince ‘lanet olsun’ deyip battaniyeyi çektim üstüme. Ancak uyku tutmadı. Maç arasında gecikmeli namaz kıldım. Şimdi ‘maç arası Ankara’da kerahat vaktiydi. O saatte namaz kılınmaz’ diyen yobazlar çıkabilir. Valla ben kıldım oldu!”Aslında yorumun başlığında ve bu ifadelerde birçok mesaj vardı idrak sahipleri için.Başlıkta, Milli Maçı bahane ederek “Sabah namazını kılanlar ve kılmayanlar” diye toplumu ikiye bölen bölenlere tepki vardı.
Bilindiği gibi bunlardan kendisini “Araştırmacı Yazar” etiketiyle tanıtan birisi, yayınladığı videoda: Türkiye’nin maçlarının sabah erken saatlerde olması sebebiyle sabah namazı kılma alışkanlığı olmayan kişilerin bu maçları seyretmekten mahrum kalacağı ve hatta bu insanların öğleye kadar ayılamayacaklarını, sersemliklerinin devam edeceğini beyanla bu insanların akşamcı olduklarını ima ile yaşam tarzına müdahale vardı.
Hatta adı geçen Diyanet’e ve mülki erkâna çağrı yaparak toplu namazların teşvik edilmesini, toplu dua ve çay çorba ziyafetinden sonra maçların toplu izlenmesi konusunda kampanyalar yapılmasını istiyor, toplu namaz ve toplu dua sayesinde, topçuların da biraz gayretiyle maçların kazanılacağını savunuyordu. Diyanet’in Ödemiş Müftüsü de bu çağrıya kulak vermiş ve bu kampanyayı düzenlemişti.
Milli takım sadece, futbol ülkesi olarak bilinmeyen Kangurular ve Aborjinler ülkesi Avustralya’ya değil, 7 milyon nüfuslu muz cumhuriyeti Paraguay’a bile yenilerek, açlıkla boğuşan Haiti ile birlikte en erken elenen iki ülke takımından birisi oldu.
Eğer Kangurular ülkesi Avustralya’dan veya muz cumhuriyeti Paraguay’dan birisini yenseydi 6 puanla belki de birinci olarak gruptan çıkacaktı.
Ya da bu ülkelerden birisiyle berabere kalıp 1 puan alsaydı belki de en iyi 3. Olarak son 32’ye kalacaktı.
Ancak adı geçen her iki ülkeye de yenilerek hem turnuvaya erken veda etti, hem de ABD ile birlikte bu iki ülkenin de gruptan çıkmasını sağladı!
Bu durumda “onca namaza ve duâya rağmen Tanrı Türklere düşman olduğu için milli takım elendi” mi diyeceğiz?
Ya da Tanrı, yardım etmek yerine tam tersine Türkleri cezalandırdı ve onları kullanarak Avustralya’yı ve Paraguay’ı gruptan çıkardı mı diyeceğiz?
Bu kötü sonucu şansa ve kadere bağlayarak yine Tanrı’yı mı sorumlu tutacağız?
Takımı iyi hazırlamayan ve sonucu “Nasip kısmet” ile açıklayan Teknik Direktör Montella’yı kovmak ve neredeyse şampiyonluk vaat ederek milletin hayalleriyle oynayan Federasyon başkanını ve yönetimini görevden almak yerine, fıtrat ve işin doğası diyerek işi yine kaderciliğe mi bağlayacağız?
Forvet hattında topa bile dokunamadığı halde, kendisini protesto eden Türk seyircisine “S..tirin gidin” diyen, takım arkadaşına “Lan geri zekâlı” diyerek hakaret eden futbolcuların hiç mi suçu yok?
Madem başarı ödüllendiriliyorsa, başarısızlık da cezalandırılmalı değil midir? Ki; başarısız ve nobran sporcuya verilecek en büyük ceza bir daha milli formayı vermemektir.İşte din istismarına yönelik bu tür absürt çağrılara ve kampanyalara tepki için özellikle atmıştım “NAMAZ İÇİN DEĞİL MAÇ İÇİN KURDUM TELEFONU” şeklindeki başlığı.Ayrıca bu başlıkta ve kullandığım ifadelerde milli duyguların önemine vurgu vardır ki; benim kanaatime göre milli duygu olmadan dini duygu ve ibadetler olmaz.Her zaman dediğim gibi; milli bayramlar olmadan dini bayramlar olmaz.Çünkü milli bayramlar, bağımsızlığın sembolleridir ve din, bağımsız ülke vatandaşları için, yani özgür insanlar için hüküm ifade eder.Dini hükümler, özgürlüğü elinden alınmış köleler, esirler ve mahkumlar için bağlayıcı değildir.Elbette espriden, ti’ye almadan, ironiden, kinayeden, teşpihten, teşhisten, tecâhül-i ârif’ten, özetle edebiyattan anlamayan, gündemden habersiz yobaz taifesinin, özellikle “Namaz” konusunda kullandığım ifadeyi yanlış anlamalarından çekindiğim için temkin olarak; “Maç arasında gecikmeli namaz kıldım. Şimdi ‘maç arası Ankara’da kerahat vaktiydi. O saatte namaz kılınmaz’ diyen yobazlar çıkabilir. Valla ben kıldım oldu!” şeklinde de bir ifade kullanmıştım.Görüldüğü gibi burada da konuya ilişkin Bektaşi fıkrasına atıfla bir espri vardır. Hani abdestsiz namaz kılan Bektaşi’ye “Abdestsiz namaz olur mu?” diye sorduklarında Bektaşi “Ben kıldım oldu” demiş ya, işte o fıkrayı ima etmiştim.Beklediğim tepki, cahil cühela takımından değil, Diyanet mensubu üst düzey bir din adamından geldi.Demiş ki: “Sen ne yapsan olur. Atalarımız ‘Delidir ne yapsa yeridir’ demişler. Uzaktan topu kabak zanneden sizlere tavsiyem aman futbol yorumu yapmayın. Milli takım teknik direktörlüğüne göz kırpıyorsun anlaşılan. Ama o makamı sana yedirmezler. Oranın çok taliplileri var.”…Bu ifadelerin sahibini, TDV Müfettişi olduğum sırada “Kandıra Müftüsü” olarak tanımıştım. Bende şehirli ve çağdaş bir din adamı algısı yaratmıştı. Demek ki; yanılmışım!Dahası demek ki; bana bir yerlerden kini ve garazı varmış ki; yorumunda besbelli onları kusmuş!Bana hem “Sen” diye aşağılayıcı ve üstenci bir bakışla hitapta bulunuyor, hem “Deli” diyerek hakaret ediyor, hem de “topu uzaktan görsen kabak zannedersin” diyerek aşağılıyor gördüğünüz gibi.Siz dersiniz kendisi Jose Mourinho ya da Pierluigi Collina!Bu sebeple geleneksel din yorumlarına sıkı sıkıya bağlı, katı din anlayışına sahip bu tip din adamlarına “Kıt’a dur, Kandıralı sen de dur” diyerek asıl diyeceklerimize geçelim izninizle.KERAHAT VAKTİ NEDİR? HANGİ VAKİTLERDE NAMAZ KILINMAZ?“Kerahat vakti” kavramını, kelime anlamı itibarıyla “Kötü Vakit, Çirkin Vakit, Hoşnutsuzluk Zamanı” şeklinde ifade edebiliriz.Dini kavram olarak ise “Namaz kılmanın haram olmamakla birlikte kötü görüldüğü/hoş karşılanmadığı zaman” anlamlarına gelir.
Peki kerahat vaktinde kılınan namazı kötü gören ve hoş karşılamayan kimdir?
Herhalde kendisi için ibadet edilen Allah değildir.
Zira Allah, “bu vakitler benim kendime ayırdığım vakitlerdir. Bu vakitlerde kapıma gelmeyin, sizinle gereği gibi meşgul olamam” diyecek bir varlık değildir.
Çünkü O “Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.”(Hac/65) diyen son derece merhametli bir Tanrı’dır.
Kur’an ayetlerine dayanmamakla birlikte, ulemanın konuya ilişkin bulunduğu söylenen ve ravisi Ukbe b. Âmir el-Cühenî isimli sahabi olarak belirtilen bir hadisten hareketle vardığı kanaate göre ve Diyanet kaynaklarında da bulunduğu üzere; 3 tane “Kerahat Vakti” vardır.Bunlar:1) Güneşin doğmasından itibaren, 40-50 dakika sonrasına kadar,2) Güneşin, tam tepede bulunduğu vakit (Öğle vaktinin girmesine yaklaşık 10 dakika kalmasından öğle vaktinin girmesine kadar),3) Güneş batmazdan önce, gözleri kamaştırmaz hâle gelmesinden, batmasına kadar olan vakit (Güneşin batmasına 40-50 dakika kalmasından itibaren akşam namazı vakti girinceye........
