Yaftalama, kutuplaştırma çürümeye önlem al!
Ülkemizde bazı toplumsal olaylar yaşandığında, belirli grupların ideolojik, siyasi parti, cemaat, tarikat ya da taraftarlık aidiyetleri üzerinden birbirini suçlama, ezme ve psikolojik üstünlük kurma yarışına girdiği görülmektedir. Sağcıların solcuları, solcuların sağcıları; laiklerin muhafazakârları, muhafazakârların laikleri ya da birbirine zıt görülen farklı kesimlerin karşılıklı suçlamaları, toplumda sıkça karşılaşılan bir durum hâline gelmiştir.
Geçmişten günümüze bu davranış biçiminin sayısız örneği birikmiştir. Son olarak Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısının ardından, saldırganın ailesi üzerinden yapılan genelleyici değerlendirmeler ve “Bunlar hep böyle” şeklindeki söylemler bu tür yaklaşımlara örnek teşkil etmektedir. Oysa bu tarz genellemeler, toplumsal açıdan son derece sakıncalıdır.
Çünkü hiçbir ideolojik ya da inanç temelli kimlik, bireysel suçların tamamına mal edilemez. Bir kişi “laik” ya da “Kemalist” kimliğe sahip diye işlediği suç tüm bir kesime yüklenemeyeceği gibi, dinî referanslarla kendini tanımlayan kişiler için de aynı genellemeci yaklaşım geçerli değildir. Suç bireyseldir; toplumsal kimlikler üzerinden genelleme yapmak ise adalet duygusunu zedeleyen bir tutumdur. Dahası, bu yaklaşım öfkeyi ve nefreti körükleyerek toplumsal ayrışmayı derinleştirmektedir.
Kahramanmaraş’taki saldırganın aile profili üzerinden yapılan “Kemalist bir aile oldukları için bunlar yaşandı, dindar bir aile olsaydı bunlar yaşanmazdı” şeklindeki yorumlar, hem genelleyici hem de ayrıştırıcıdır. Bu tür yaklaşımların toplumsal kutuplaşmayı artırdığı ve sağlıklı bir değerlendirme yöntemi olmadığı açıktır.
Bu nedenle, toplumu kuşatan çürüme karşısında kapsayıcı bir mücadele yürütülmelidir. Eğer herkes “O........
