menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İşine gelince mizah, işine gelmezse linç: “Raftaki kara kaplı kitabı ver”

82 0
06.07.2026

Nasrettin Hoca, Akşehir’e kadı olarak atanmış. Bir gün bir adam koşarak mahkemeye gelmiş ve sormuş:— Hoca Efendi, farz edelim ki iki inek merada dövüşmüş ve biri ölmüş. Öldüren ineğin sahibi sorumlu tutulur mu? Hoca, adamın hilekâr bakışlarını fark edip temkinli bir cevap vermiş:— Yerine göre bakılır. Adam sözünü sürdürmüş:— Belki bu karar vermene yardımcı olur Hoca Efendi… Senin ineğin benimkini öldürdü! Hoca hiç tereddüt etmeden hükmünü vermiş:— İnekler hayvandır; hayvanlara suç isnat edilemez. Sahibi de sorumlu tutulamaz. Adam hemen düzeltmiş:— Özür dilerim Hoca Efendi, dilim sürçtü. Benim ineğim seninkini öldürdü demek istemiştim! Bunun üzerine Hoca’nın kanı beynine sıçramış. Bir süre düşündükten sonra kâtibine dönmüş:— Kâtip, raftaki kara kaplı kitabı ver bakayım! Mesele şimdi çatallaştı; bir de kitaba danışalım! 

Bu Nasrettin Hoca fıkrasını hatırlatmamın sebebi, CHP ve onunla aynı çizgide hareket eden yardakçı çevrelerin bazı toplumsal olaylara işlerine geldiği şekilde yaklaşmalarına dikkat çekmektir. Nitekim son günlerde kamuoyunun önemli gündem maddelerinden biri, komedyen Deniz Göktaş’ın dinî değer ve sembollere yönelik, ateizm temelli yaklaşımı çerçevesinde yaptığı hadsizlik ve saygısızlıktır. 

CHP ve DEM Parti başta olmak üzere sol partilerin büyük bölümü ile Müsavat Dervişoğlu, Ümit Özdağ gibi solun yardakçısı isimler, bu sözlere yönelik herhangi bir eleştirel tavır ortaya koymaksızın Deniz Göktaş’ın İslam’a yönelik gerçekleştirdiği hadsizliğe ve saygısızlığa destek veren bir tutum sergilemiştir. 

Oysa “Deniz Göktaş’ın İslam’a yönelik saygısız ve incitici ifadelerini tasvip etmiyoruz. Ancak mizah kapsamında yaptığı siyasî eleştirilerin demokrasi ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz” deselerdi, tartışmaların önemli ölçüde yumuşaması mümkün olabilirdi. 

Bunu tercih etmemeleri ise kendi çarpık siyasal yaklaşımlarını açıkça ortaya koymuştur. 

Türkiye’de sol siyasetin yıllardır benimsediği yaklaşım da büyük ölçüde budur. Kendi siyasî ve ideolojik alanı olarak gördüğü konularda sözde en yüksek hassasiyeti gösterirken, mesafeli durduğu değerler söz konusu olduğunda aynı duyarlılığı sergilememektedir. Yıllarca siyasî söylemlerinde istismar ettikleri Alevilik gündeme geldiğinde farklı, İslam söz konusu olduğunda ise bambaşka bir tutum benimsemektedirler. 

Özgürlük ve demokrasi anlayışları da çoğu zaman savunulan ilkeye göre değil, konunun kendi siyasî pozisyonlarına yakınlığına veya uzaklığına göre şekillenmektedir. 

Oysa en büyük kültürel ve sosyolojik yanlışlıkları da Aleviliği İslam’dan ayrı görmeleridir. 

İslam’ın halifesi Hz. Ali üzerinden ve Horasan Erenleriyle birlikte Anadolu’ya Türklüğü ve İslam’ı yayan Hacı Bektaş Veli üzerinden bunu yapmaları ayrı bir ucubeliktir. Bu çifte standardı görebilmek için, sol çevrelerin benzer olaylar karşısında kullandıkları dile ve ortaya koydukları tavırlara bakmak yeterlidir. 

Mesela, “Ben de Aleviyim” diyen stand-up gösterisi yapan Pınar Fidan’ın........

© Türkgün