menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aklımdan geçenler, gönlüme düşenler (5)

59 0
07.04.2026

Bir cümleden, bir davranıştan ya da bir olaydan etkilendiğimde; düşünceler zihnimde şekillenir, gönlüme düşer ve çoğu zaman sosyal medya üzerinden kaleme dökülür. Zamanla birikir, olgunlaşır ve nihayetinde sizlerle buluşur…

Bozulan toplumsal yapıda; değer yargılarımızı yeniden hâkim kılma, kötülüğü engelleme, iyiliği yaygınlaştırma; karakterli, ahlaklı, dürüst ve vefalı olmanın kıymetini hatırlatma düşüncesiyle yazıyorum. Kendi eksiklerinin farkında olan ve bu eksiklikleriyle birlikte başkalarına da hatırlatmada bulunmayı görev bilen bir yazar olarak, kalemim nereye yönelirse oraya doğru ilerliyor; biriktirdiklerimi ise yine sizlerle paylaşıyorum:

KURDUN ÖFKESİ, YILANIN SİNSİLİĞİ

Kemal Tahir’in Cumhuriyet dönemindeki olayları anlatan ünlü romanı Kurt Kanunu’nu yeniden karıştırırken gözüme o cümle takıldı:“Kurdun öfkelendiğini anlarsın. Demek ki insana yakınlığı var. Yılanın öfkesi anlaşılmaz.”

Kemal Tahir bu cümlede kurtla yılanı karşı karşıya koyar.Kurt: Öfkesi açıktır, belli eder. Bu yüzden insana daha “yakın”dır; duyguları anlaşılır, tahmin edilebilirdir.Yılan: Öfkesi gizlidir, sinsice saklar. Ne zaman vuracağı belli olmaz. Asıl tehlike de işte buradadır.

Kurtların kavgası da öfkesi de meydandadır; bu yüzden mert sayılır. Anadolu’da ise yılanı tarif ederken “yılan gibi sokmak” (ani ve sinsice zarar vermek) ya da “koynunda yılan beslemek” (en güvendiğin kişiden ihanet görmek) gibi ifadeler kullanılır.

Demek ki insan için asıl tehlike, yılan misali sinsi davranışlardır:Yüzüne gülüp sırtından vuran…Dost görünüp hançerini hazır tutan…İyiliğini ister gibi yapıp kötülük için fırsat kollayan…Dua eder gibi davranıp içinden beddua eden…Seviyor görünen ama içinde nefret besleyen…Yüceltiyor gibi yapıp en sessiz anda arkandan aşağılayan…

Kim görmedi bunları?Kim yaşamadı, kim yaşatmadı?

İşte bu, yılanın sinsiliğini taşıyan insan tipidir. En tehlikelisi de budur. Çünkü sinsilik, karakterin en zehirli hâlidir; örtülü, aldatıcı ve kurnazdır. Her davranışında menfaat peşinde koşar, her fırsatta kötülük arar.

Kemal Tahir’in “Kurdun öfkelendiğini anlarsın” sözünde ise tam tersine açık, net ve dürüst bir duruş vardır. İnsanda aranan da budur: öfkesi de iyiliği de sevgisi de duası da değişmeyen bir tavır. Hatanı yüzüne söyleyebilen, eksiğini saklamayan mert bir duruş.

Bugün belki de en çok aradığımız şey de budur.Osman Öztunç’un haykırışındaki gibi:

“Ekin ektim, başak yılanKuşandığım kuşak yılanYorgan akrep, döşek yılanBir gün rahat yatamadımSuları ıslatamadım.”

Yani aranan, yılan gibi sinsilik değil; kurt gibi açıklıktır.Belki de mesele sadece kurt ya da yılan olmak değildir. Asıl mesele, kimin öfkesinin açık, kimin niyetinin gizli olduğuna iyi bakabilmektir.

Sosyal hayatta bir de “yılan kim, kurt kim?” diye ayırt etme kavgamız var ya… İşte o da ayrı bir ömür tüketiyor. Çünkü artık her şey birbirine karıştı; herkes birbirine benzedi.

VEFA BİR TESLİMİYETTİR

Vefa, özünle ve ruhunla bir teslimiyettir. Vefa, ısrarlı ve kesintisiz bir takip; fedakârlığın en uygun zamanı yakalayabilmesidir.

Vefa; her şartta, her zorlukta, muhatabının karşısında iyiliğe, sevgiye ve dostluğa teslim olabilmektir. Filmdeki Ramiz Dayı’nın repliğinde dediği gibi: “Teslim olunmadan sadık olunmaz, yeğen.”

Arının kovana, balığın denize, tohumun toprağa, kuşun gökyüzüne, koyunun çobana, askerin komutanına teslimiyeti gibi…

Vefa, iyi günde pek anlaşılmaz; asıl yüzünü zor günlerde gösterir. Çünkü vefanın en uygun iklimi, zorlu zamanlardır. Bunu başarabilenler hazine karakter ve şahsiyettir.

Zor zamanlarda gördüğün vefa, ömür boyu yüreğinde bir huzur portresi olarak kalır. O anlar gözünün önünden hiç gitmez; insan onları tekrar tekrar yaşamak ister. Çünkü ispatlanmış bir vefa, ispatlanmamış on sadakat sözünden daha kıymetlidir.

Elini zamanında tutan varsa, günü geldiğinde sen de tutacaksın…

Düştüğünde kaldıran varsa, günü geldiğinde sen de kaldıracaksın…

Kapalı yolunu açan varsa, günü geldiğinde sen de açacaksın…

Sana nefes olanlara sen nefes olamıyorsan, bu nankörlüktür; vefanın hançerlenmesidir.

“Ben, ben, ben” diyenlerin değil; “biz” olabilenlerin şuurudur vefa…

“Herkes vardı, kimse yoktu” denilen yerdeki “kimse”dir o vefa…

Bu, karşılık beklemek değil; vefanın doğası ve terazi ayarıdır. O terazi bir kez bozulursa, Mevlana’nın şu sözünde tartılır tüm davranışlar:

“Köpeği köpeklikten çıkarıp insana dost yapan sadakat ve vefadır. İnsanı........

© Türkgün