Bir tane Atatürk var; fakat çeşit çeşit Atatürkçüler var!
Bir tane “Atatürk” var; fakat çeşit çeşit “Atatürkçüler” var!
Belki de ülkemizin bugün yaşadığı en büyük siyasal ve toplumsal çelişkilerden biri tam olarak budur. Her siyasi hareket, her ideolojik grup, hatta birbirine taban tabana zıt anlayışlar bile Atatürk’ü referans gösteriyor; ancak ortaya çıkan tablo, Atatürk’ün “fikrî mirasını” büyütmekten çok, onu siyasi rekabetin bir malzemesine dönüştürüyor.
Bu keskin ve dürüst tespit, maalesef ki günümüz Türkiye’sinin en büyük açmazlarından birini gözler önüne sermektedir. Kimi özüyle, kimi sözüyle Atatürkçü olduğunu iddia ederken; geçmişe saplanıp kalanlar, yerinde sayanlar, hatta ihanet edenler dahi bu unvanı taşımaktadır. Rozetçi olanı da var, yan gelip yatanı da. Uğruna ölümü göze alanı da var, sıkışınca kaçanı da.
Peki, bu karmaşa içinde gerçek Atatürkçü kimdir?
Son günlerde kamuoyunun gündemini meşgul eden “Yeni Parti” tartışmaları ile Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan iç hesaplaşmalar da bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor. Kendisini Atatürk’ün partisi olarak tanımlayan CHP’nin yıllardır bitmeyen iç mücadeleleri ve değişim tartışmaları, her seçim sonrasında tabanında yeni bir hayal kırıklığı üretirken; kurulan yeni siyasi oluşumun da Atatürkçülüğü hangi ilke ve hangi vizyon üzerinden tanımlayacağı henüz tam olarak netleşmiş değil. Böyle bir dönemde toplumun zihnindeki en büyük soru, “Kim gerçekten Atatürk’ün düşünce dünyasını temsil ediyor?” sorusundan çok, “Bu ülkenin gerçek sorunlarını kim konuşacak?” sorusudur. Çünkü vatandaş artık siyasi sloganlardan, parti içi hesaplaşmalardan ve lider tartışmalarından yoruldu.
Pazara çıktığında cebindeki paranın her geçen gün daha az ürün alabildiğini gören, yüksek enflasyon altında alım gücü eriyen, üretim maliyetleri nedeniyle toprağını ekmekte zorlanan çiftçi; gençlerin işsizliğini, sanayicinin finansmana erişim sıkıntısını ve esnafın ayakta kalma mücadelesini konuşan bir siyaset beklemektedir.
Bir tarım yazarı olarak ister istemez şu soruyu sormadan edemiyorum: Türkiye’nin siyaset gündemi ne zaman yeniden ekonomiye, enflasyona, üretime, tarıma, gıda güvenliğine ve vatandaşın geçim derdine dönecek? Atatürk’ü en çok ananların mı, yoksa onun “üreten, bilimle yol alan, ekonomik bağımsızlığını sağlayan güçlü Türkiye” idealini hayata geçirenlerin mi gerçek Atatürkçü olduğuna karar vereceğimiz günler, belki de tam da bu soruya verilecek cevapla........
