Nasıl değişmek zorundayız?
İnsanların sürü olmaktan çıkıp toplumsallaşmaya başlamaları binlerce yıllık çok uzun bir değişim sürecinin ulaştığı noktaları belirler. Emek üretiminden doğan toplumsal ilişkilerin beyin belleğinde bırakmış olduğu izler aynı zamanda bireysel ve de toplumsal algılama, öğrenme, kavrama ve uygulamaların yansımalarını belirler. Burada bilinçaltında kalan psiko-politik yanılsamalarda bizlerin toplumsal duruşumuzu da açıklar. Sınıflı toplumlar olarak insanların sınıf ideolojileri yanlış bilinç olarak onları ele vererek değişimin tarihsel zorunluluk sarmalına yol gösterir.
İnsanlık tarihinde kadın-anaerkil egemen süreç içinde barış, üretim/emek ve paylaşım insan-bilimi(antropoloji) aracılığıyla kanıtlanırken; erkek-babaerkil egemen sürecinde savaş, gasp ve sömürünün başta kadın, çocuk ve yaşlılar olmak üzere olağanlaştırıldığını yaşayarak öğreniyoruz.
Onun için “değişelim” demekle olmuyor. Çünkü zaman ve mekân izafi mutlak olarak biz istemesek de değişiyor. Burada “değişim” radikal olarak kendini teoride (ideolojik) ifade ederek gerekir eylemde (pratik) ortaya çıkmak zorunda. Bunun sonucunda bireylerin asıl yüzleri açığa çıkacaktır. Çünkü bilinçli devrimci uygulama (praxis) olmuş-olanı olacak olarak yaşama geçirecektir.
Günümüzde bu olgunun iktisadi-siyasi-toplumsal-tarihsel evreleri hem ülke hem de dünya çapında yaşamaktayız. Devrimci adımları atmaktan korkanların zaten sicilleri temiz değildir. Feodal kafa yapısından kurtulmakta o kadar kolay değildir.........
