menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adalet Sustukça Kohlhaas Doğar

16 0
10.06.2026

Bu yazıyı, Heinrich von Kleist’in Michael Kohlhaas adlı eserinde yankılanan o sağır edici adalet sancısını, bugünün sağır duvarlarında yeniden duyulur kılmak için kaleme aldım. 16. yüzyılda geçen bir öykü gibi görünse de Michael Kohlhaas aslında bugünün dünyasına tutulmuş paslı bir aynadır. O aynada; iktidarların adaletsizliğe nasıl zemin hazırladığını, bürokrasinin nasıl bir insanlık suçu aracına dönüştüğünü ve nihayetinde bir bireyin hakkını ararken nasıl bir “canavara” dönüştürülmeye zorlandığını görürüz.

Kleist’in kahramanı Michael Kohlhaas, “kendisine yapılan haksızlığın peşini bırakmayan, dünyanın en doğru insanlarından biri” olarak tanımlanır. Ne ironidir ki bu dünyada en tehlikeli kişi, yalnızca hakkını arayan insandır. Çünkü iktidarlar doğruluğa değil; itaate tahammül eder.

Bugün de tablo değişmiş değildir. Hakkını arayan biri ortaya çıktığında sistem refleks gösterir: “terörist”, “vatan haini”, “dış mihrakların maşası!”

Öyle ya, kimse sadece adalet isteyemez; mutlaka gizli bir ajandası olmalıdır.

Hakkını arayan insan, tıpkı Kohlhaas gibi, önce bürokrasinin karanlık labirentlerine sokulur; sonra da o labirentte “kaybolduğu” ilan edilir.

Kleist’in öyküsünde iki sağlam atın gasp edilmesi ve hastalanmış hâlde geri verilmesi; bugün bir ihale skandalının, bir arsa spekülasyonunun ya da yandaş kayırmacılığının sembolüdür. Kohlhaas, “Bu dünyada adaletin tecelli etmesini istiyorum!” diye haykırırken aslında yalnız kendisi için değil, insanlık onuru adına konuşur.

Ama iktidarların cevabı hep aynıdır:

Bu, dünyanın en kısa ama en etkili infaz emridir.

Çünkü “halledilmek”, çoğu........

© Tigris Haber