BEYLER ŞİMDİ SİZ NORMAL DOĞUM MUSUNUZ?
Kahrolsun, tek dizeyle, tek celsede emperyalizm;
Ve onun uşağı gözlerin…
tarihin tekerrüründen ibaret;
Her anında bir direniş,
Ya da kafiye-redif karışımı bir suikast
Bir kulübeden dünyaya bakıyorum.
Dünya minnacık, küçücük bir zerre gibi;
Kulübe bir çadır gibi,
beyaz bir çadır tiyatrosundan sana bakıyorum.
Elimde patlamış mısır misali
“Sana bakmak, beyaz bir kâğıda bakmak gibi.”
küçük beyaz bir kulübeden bakıyorum sana.
Aya ilk ayak basmak gibi
senin kalbinden daha büyük kırılacak kalp mi var?
Bir İran’ın kalbi kaç para eder ki
ABD’nin, Trump’ın yahut Netanyahu’nun kalbi yanında?
İran’ın kalbi olacak muhakkak.
kalpler hep aynı yerden kırılır.
dünyayı tanımaya çalışmak gibi zor ve zahmetli.
Hem yoruldum kendimi tanımaktan,
hem de kendimi dostlarıma anlatmaktan.
Kadınlar sorana kadar
kendimi normal doğmuş zannediyordum.
Ben normal doğum değilsem
normal doğum musunuz?
Şimdi ben beyaz bir sayfadan
yahut küçük bir kulübeden
yeniden bakarken sana,
elimde çocukluğu öfke doğurmuş
bir şairin gözlerinden soruyorum:
Ben nasıl senin yokluğuna alışayım?
sen varken ve ben yokum derken?
Nasıl derim seni sevmediğimi şimdi?
Haya ederim İstanbul’un gözlerinden.
Peki Ankara’nın kalbi kırılmaz mı?
Şizofrenik bir kar yağışında
kalp krizi geçirmez mi şimdi bütün şehirler?
Obsesif Kompulsif Bozukluğu yaşayan
bir yağmur gibi yağarken dünyaya…
hain karanlık bir gecede
bir darbenin koynunda.
Ama kalbine ilk ayak bastığım tarihi bilirim ben.
Bütün yolculuklar aya olacak.
ilk önce kalbine olacak.
basmakalıp domatesli bir fistanım sanki.
Adım Neil Armstrong mu?
Yoksa bir yalan mıyım ben?
Yoksa düzmece bir hikâye mi
Dünya kocaman bacaklı
ve tahta burunlu bir Pinokyo mu?
ABD, İsrail, İran arasında kalmış
hasta ve yorgun bir oğlum var.
Ölü doğan kızlarım var.
Az sonra kuaföre gitmeliyim.
95. dakikada atılan bir Fener golüyle
zaferle ayrılır ilk aydan,
bir muzaffer kumandan edasında
sokakta yürüyen bir yaprağım.
bir yaprağın gözyaşıyım.
senin gözlerinde başlattığı bir isyan
Ve onun uşağı gözlerin.
Omuzlarımda gülüşün açtı.
Ben az sonra kalkacağım.
Gitmeliyim buralardan.
Giderken sana bıraktıklarım ne olacak
Kalbim yorgun ve argın.
Seni sevmekten değil,
Elimde bir çetenin iç savaşından kalma
bir kalıntı gibi bedenim.
Siyonizme direnemez bu bendeniz…
ağzıma meme yerine şiir verdiler.
keder doldu gözlerime.
Kalemim daha o gün kırıldı,
ağzındaki dağınık düşlerim gibi.
Senden başka kimse beni sevmedi.
eski model bir arabanın
arka lastiği gibiyim.
seni her gördüğümde hissettiğim gibi
bir yayınevinden çıkan kitap gibi,
yahut bir fırından çıkan
taze lavaş gibi olacak.
Ama çaylar da soğudu artık.
Bir çiğköfteciye mi gitsem
yoksa bir esnaf lokantasına mı?
Çünkü dünya yanarken bile
Hem saçlarını da taramalı insan…Aman bana ne? İster mahalle yansın, ister dünya!
Beyaz bir kulübeden dünyaya bakıyorum.
İçimdeki bütün dükkânlar iflas etmiş
Dünya küçücük bir zerre gibi.
Elimde patlamış mısır.
ay hâlinden bakıyorum sana.
Kadınlar sorana kadar
kendimi normal doğmuş sanıyordum.
Ben normal doğum değilsem
normal doğum musunuz?
Çaylar da soğudu artık.
sezaryenle açılmış açık deniz misali açık bir yara gibi.
yalanlarla yaşıyoruz.
