DÜĞÜMÜN ANATOMİSİ – 3
Gerçeği Arayan Çağlar
“Her çağda birileri çıkıp ‘gerçek budur’ dedi.” Gerçeğin temsil yanılgısı nedir? İnsanlık tarihi, gerçeğin bulunmasından çok, gerçeğin temsil edilme iddialarının tarihidir. Her çağda bir düşünce, bir öğreti ya da bir sistem ortaya çıktı ve şunu söyledi: “Aradığın şey burada.” Ancak gerçeğin kendisi hiçbir zaman bir cümle, bir doktrin ya da bir program olmadı. Gerçek; yaşanan, görülen, fark edilen bir durumdu. Ne zaman ki bu durum temsil edilmeye çalışıldı, işte orada kopuş başladı.
Bu yüzden tarih boyunca verilen cevaplar, görünmeyeni aydınlatamadı. Çünkü görünmeyen, dışarıda değil; bakan zihnin kendi yapısında saklıydı.
Cevaplar, Soruyu Unuttuğunda
Soruyu soran zihin görülmeden çözüm olmaz. Her sistem kendi cevabını sundu. Ama çok azı şu temel soruya cesaret edebildi: “Bu soruyu soran zihin nasıl bir zihin?” Çoğu yaklaşım: Sorunun sonuçlarıyla ilgilendi. Ama soruyu mümkün kılan zihinsel yazılımı gözden kaçırdı.
Böylece: Adaletsizlik eleştirildi, ama adaleti tanımlayan bilinç sorgulanmadı. Özgürlük savunuldu, ama özgürlüğü düşünen zihin dönüştürülmedi. Sonuç hep aynı oldu: Çözüm gibi sunulan her şey, yeni bir sorun katmanı üretti.
Maddi Temelli Kuramlar: Marx ve Engels’in Temel Yanılgısı
Ekonomiyi veya sınıfı değil, ekonomiyi ve sınıfı üreten zihni görememek… Karl Marx ve Friedrich Engels, tarihte önemli bir kapı araladılar: İnsanı yalnızca fikirler değil, maddi koşulların da belirlediğini gösterdiler. Bu güçlü bir tespitti. Ama tam da burada temel bir yanılgı doğdu. Ekonomiyi ve sınıfsal mücadeleyi merkeze aldılar; fakat ekonomiyi ve sınıfsal mücadeleyi mümkün kılan zihinsel yapıyı sorgulamadılar.
Onlar için zihin: Üretim ilişkilerinin bir sonucu. Sınıfsal konumun yansımasıydı. Oysa daha derinde şunu göremediler: Üretim biçimleri, sınıflar ve emek tanımları bile önceden kurulmuş bir zihnin ürünüdür.
Marx ve Engels: Kendi zihinlerinin hangi tarihsel bilinçten çıktığını,........
