menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİR KENTİN İÇİNDEN SÜZÜLEN İNSAN

10 1
03.02.2026

Sabahın Yükü Ve Sessiz Kararlılık

Güne her zaman erkenden başlardı. An, henüz günün kendine bir isim vermediği o belirsiz aralıkta uyanırdı. Ev sessiz olurdu; sessizlik bile uykulu ve kırılgandı. Hızlıca hazırlanır, evin içindeki sorumlulukları tek tek yerine getirir, eksik kalmasın diye her şeye bir kez daha bakardı. Çünkü onun için düzen, bir alışkanlık değil, bir tutunma biçimiydi.

Hane düzeni kolay değildi. Aynı çatı altında yaşayan insanların ihtiyaçları, talepleri, beklentileri birbirine dolanır, görünmez bağlarla onu kendine bağlardı. Bazen yorulur, bazen içi daralırdı. Ama bunları kendine saklardı. Gün daha başlamadan tükenmiş görünemezdi.

Hane İçinde Kurulan İş Disiplini

Evde kurduğu düzen, günün geri kalanının da sessiz taslağıydı. Bir odadan diğerine geçerken zihni çoktan işin içine girerdi. Yapılacakları sıralar, eksikleri not eder, henüz kapıdan çıkmadan sorumluluklarının haritasını çıkarırdı.

İş mesaisine başladığında ne yapacağını bilirdi; çünkü düzeni önce içeride kurar, sonra dışarıya taşırdı. Ama zamanla şunu fark etmişti: İçeride kurulan hiçbir denge, dışarının sert rüzgârlarına karşı tam bir koruma sağlamıyordu. Yine de denemekten vazgeçmezdi.

Kentin Nabzını Tutmak

Evden çıktığında çevresine dikkatle bakardı. Kapısını araladı ve sokağın serinliği yüzüne vurdu. Taş kaldırımlar hâlâ nemliydi, bazen çatlaklardan çıkan çimenler sabahın sessizliğinde dikkat çekiyordu. Her sabah aynı sokak, aynı taşlar… Ama hâlâ fark edilecek bir şeyler var, diye düşündü. Arabasına yöneldi, motorun hafif uğultusu sokağın sessizliğini bozdu. Şoför direksiyona geçti, araç yavaşça sokağın kıvrımlarını takip etti; duvarların çatlakları, boyaları dökülmüş binalar geçmişin sessiz izlerini taşıyordu. Bu şehirde her taşın bir öyküsü var, her çatlak bir hatıra.

Yol boyunca fırınlardan taze ekmek kokusu yükseldi. Kahvehaneler camlarından buhar verirken, kapı önünde oturan yaşlı bir adam çayını yudumluyor, köşedeki diğer adam gazeteye bakıyordu. Dışarıdan bakınca sessiz bir rutin, ama her biri kendi dünyasında bir telaş yaşıyor. Aracın penceresinden çocuklar ellerinde sırt çantalarıyla okul yolundaydı; bazıları gülüyor, bazıları sessizce birbirine bakıyordu. Ne güzel… Hayat hâlâ böyle küçük detaylarda saklı.

Dar sokaklardan geçerken pazardan çıkan kadınları, ellerinde torbalarla ilerleyen insanları gördü. Esnaf dükkanlarını açıyor, vitrinlere bakanlar kısa bir mola veriyordu. Binaların taş duvarları ve boyaları, şehrin geçmişini sessizce anlatıyordu. Bazı duvarlarda küçük yazılar, ilanlar veya afişler, kentin gündemini fısıldıyordu. Ne kadar çok hikâye… İnsanlar farkında olmasa da şehir her an konuşuyor.

Araba geniş bir caddeye çıktığında trafik yoğunlaşmıştı; şoför aracı yavaşlatırken insanlar karşıdan karşıya geçiyor, motosikletliler ara sokaklardan hızla geçiyordu. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Ve ben… sadece izliyorum, ama bu izleyiş de bir tür var olma.

Kentin sokaklarını geçtikçe fark etti: burası sadece binalardan ve asfalttan ibaret değildi. İnsanlar, hareketleri, dükkanlar, kaldırımlar, sabah ışığının binalara düşüşü… Hepsi kentin bir parçasıydı. Şehri bütün yönleriyle hissetmek… Belki de bunu anlamak, karar vermekten daha önemli. Arabayla ilerleyen her yolculuk, şehri, yaşayan bir organizma gibi gözlemleme fırsatı sunuyordu. Her sabah aynı yollardan geçmek, ama her defasında yeni bir şey görmek… İşte kadim kent bu, her zaman aynı ama her zaman farklı.

Yollar, kaldırımlar, duvarlar, yüzler… Kent ona her gün başka bir yüzünü gösterirdi. Nabzını tutmaya çalışırdı; çünkü bu kentin kalbi düzensiz........

© Tigris Haber