BİR BİLGEDEN HAYATA DAİR DERSLER
Yakın zamanda peş peşe üç yazı yazdım. Bunlardan biri İnsan, diğeri Mutluluk, bir diğeri de Bir Anı, Bir Gözlem, Bir Öngörü başlığını taşıyordu. İnsan ve Mutluluk başlıklı yazılarımı güncel olaylardan esinlenerek yazdım. Diğeri ise geçmiş anılarımla, gözlemlerimle ve önemli bir konuda yaptığım öngörü ve tespitle ilgiliydi. Yazılarımla ilgili okuyuculardan farklı iletiler aldım.
Örneğin, Bir Anı, Bir Gözlem, Bir Öngörü başlıklı yazımla ilgili olarak bir kadın arkadaşımdan şu iletiyi aldım:
“Evet, hep devrimci bir ruh ama her nasılsa yakıp yıkan değil, onaran bir devrim sizinki…
Kalpten, hatta gözlerim dolarak gurur duydum yazdıklarınıza…
Ve siz gerçekten kadın erkek eşitliğini özümsemiş, inanmış, tanıdığım nadir centilmenlerdensiniz (bu kelimenin Türkçe karşılığını bilmiyorum).”
Bu ileti beni duygulandırdı. Arkadaşıma sevgi ve saygılarımı ileterek teşekkür ettim.
Sanırım bu ve bunun gibi duygu yüklü iletilerin etkisiyle gençlik yıllarıma gittim. Söz ve saz ustası Kıvırcık Ali’nin türküsünden esinlenerek ağzımdan “ Ne günlerdi! Gün tükendi, ay tükendi, yıl tükendi, yaş tükendi, ben tükendim, yaşlandım, of ki of!” sözcükleri dökülmeye başladı…
Geçmişe gittim; aklıma yıllar önce sevgili babamla yaptığımız bir sohbet ve bana verdiği nasihatler geldi. Önce salonda gezinerek, sonra koltuğa oturup kendi başıma dünü, bugünü ve geleceği düşünmeye başladım. Duygu dolu anlar yaşadım…
Bu yazı da böyle bir duygusal ortamda aklıma düştü. Elimdeki cep telefonuyla hemen yazmaya başladım.
Babamla yaptığımız o sohbeti ve nasihatlerini hiç unutmadım. Hatta hayatım boyunca babamın bu nasihatlerinin benim en büyük rehberim olduğunu söyleyebilirim.
Yaklaşık 50 yıl önce, Ergani’de kasaba yaşamında benim, kardeşlerimin ve ailemin hakkında konuşulduğu, yalan yanlış birçok şeyin anlatıldığı yıllardı. Geleneklerin, törelerin, olumsuz alışkanlıkların, inançların ve 12 Mart askerî darbesinin ardından uygulanan katı devlet baskısının hüküm sürdüğü bir dönemde biz Erganili gençler, dernek kurarak yeni fikir ve düşüncelerimizle insanların anlayışlarını ve alışkanlıklarını altüst ediyor; devletin katı Kemalist ideolojisine ve kurulu düzene kafa tutuyorduk. 12 Mart’ta İdam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının devrimci bayrağını biz devralmış oluyorduk. Uyanışın ve yeniden dirilişin yaşandığı, sosyal ve siyasi gerginliklerin hüküm sürdüğü; Bülent Ecevit’in (Karaoğlan) fırtına gibi estiği yıllardı o yıllar.
İşte böylesine yeni bir dönemde, Hollanda’da üç yıl ağır metal işçiliği yapıp memleketine dönen, Hollanda yönetimine ve demokrasisine hayran olan, Avrupa’yı görmüş ve Batı değerlerini tanımış babamla yaptığımız sohbeti ve bana verdiği nasihatleri bugün hâlâ çok canlı bir şekilde hatırlıyorum. Babam sözlerine şöyle başlamıştı:
“Oğlum, devrimci olduğunu, arkadaşlarınla dernek kurduğunuzu, bildiri dağıtıp çeşitli toplantılar yaptığınızı ve farklı faaliyetlerde bulunduğunuzu biliyorum. Sana bunları........
