İLBER ORTAYLI DA FENADAN BEKAYA GÖÇTÜ
İLBER ORTAYLI DA FENADAN BEKAYA GÖÇTÜ
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Prof. Dr. İlber Ortaylı (21 Mayıs 1947-13 Mart 2026) hocamız, son 20 yılda kamuoyuna mâl olmuş bir entelektüel olarak Cumhuriyet devrinin en önemli “kanaat önderleri”nden biri idi. Evet o bir akademisyendi ama akademik bilgileri derslik havası ile anlatan, sıradan bir akademisyenlerden değildi. Sahip olduğu bilgileri sadece akademik seviyede tutmaz, onları toplumsal fonksiyonu olan entelektüel bilgi seviyesinde kullanmak üzere sentetize ederdi. Elbette ve özellikle tarih konusundaki bilgileri kuru ansiklopedik bilgi olarak değil, sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde günümüzde de işe yarayacak fikirler üretmek için malzeme olarak kullanırdı. Bu bilgileri kamuoyuna mâl etme konusunda da en başarılı entelektüellerimizden biridir. (Bir diğeri 2021 yılında kaybettiğimiz Mehmet Genç hoca rahmetlidir.) İlber hocanın hocası Halil İnalcık bile, onun kadar toplumsal etkisi olan bir entelektüel olamamış; üst düzeyde bir akademisyen olarak hayatını tamamlamıştır. Bu açıdan bakıldığında, İlber Ortaylı, emsaline gerçekten büyük farklar atar. Gazetede yazdığı yazılar, TV Programları herkes tarafından seyredilen tek tarihçi entelektüeldir.
İlber hoca, tarih bilgisini, “kendi devri içinde mütalaa edilebilecek” bir bilgi olmaktan çıkarmış, sonraki zamanlara da tesiri olan bir süreç olarak okumuştur. Sadece Türk tarihini değil, Türklere komşu milletlerin tarihlerini de hatta dünya tarihinde önemli uzak milletlerin tarihlerini ve kültürlerini de öğrenen biri idi. Onu dinlerken Osmanlı, Fars, Arap, Ermeni, Slav, Helen, Çin, Japon kültürü ile ilgili bilgileri de bulurdunuz irfan sofranızda, Maya, Aztek, Pigme kültürü ile ilgili malumatı da.
İlber hocayı “cumhuriyet devrinin en önemli kanaat önderlerinden biri” olarak tavsif etmiştim başta… Kronolojik olarak Cumhuriyet devrinde doğup büyüdüğü ve sosyal etki geliştirdiği için böyle dedim elbette ama o sıradan bir “cumhuriyet aydını” değildi. Tarihe ve Türklüğe, cumhuriyet döneminde gelişen “jakoben aydınlar” gibi bakmayan ve başta Osmanlı değerlendirmesi olmak üzere pek çok konuda asla jakoben tavır takınmamıştır. Mesela “harem” konusunda en vukuflu cümleleri rahmetli sarf etmiştir… Devşirmeler konusundaki saçma-sapan görüşleri en nitelikli bir şekilde ele alan kişi odur. Onun tarih kurgusunda cumhuriyet dönemi, Osmanlı ile kavga etmez. Çünkü ona göre Osmanlı dönemi, mimarisiyle, edebiyatıyla, musikisiyle, tezhip-minyatür, hüsn-i hat ve ebru sanatlarıyla bir medeniyet şahikasıdır ve bu şahikanın dünyada gördüğü hüsn-i kabulü, bizzat gittiği ülkelerde görüp anlayan bir insandır.
Mesela cumhuriyet dönemi jakobenleri için Arapça ve Farsça irtica alametidir; öğrenilmesi hoş görülmez. İlber hoca Rusça, İngilizce, Fransızca dilleri yanında Arapça ve Farsça da bilen biri idi ve bu bilgisi ile bu coğrafyanın metinlerine nüfuz edebilen bir entelektüeldi.
İLBER HOCAYI NEZAMAN TANIDIM?
Lisans ve Yüksek Lisans öğrenciliğim esnasında (1976-1982), İlber hocanın adını tarihçi hocalarımızdan duyardım. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde hoca imiş ama oradaki yobaz sosyalistlerden değilmiş. Arada Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne gelirmiş. Annesi merhuma Şefika Ortaylı (1918-2020) Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde hoca imiş.
Gençlik yıllarının fırtınalı ideolojik günlerinde insanları çok kolay kategorize ederdik. Hem Siyasal Bilgiler Fakültesinde hoca, annesi de Rus Dili ve Edebiyatı’nda hoca olan birisinin ideolojik kategorisi bizim için belli idi ama onu “yobaz” biri olmadığı konusunda da duyumlarımız vardı…
O zamanlar televizyonun ikinci kanalı vardı ve orada kültür programları olurdu. İlber hocanın yüzünü ilk defa orada Halil İnalcık ile sohbet ederken görmüştüm ve kendisini de ilk defa dinliyordum. Soruları sıradan ve ezberlenmiş “jakoben” soruları değildi. Tabii hemen bu yönü dikkatimi çekti. Arada televizyondan takip ediyordum ama bir yandan da yazdıklarını okumaya çalışıyordum. Beni ilk etkileyen eseri “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” adlı eseri oldu. Çok isabetli bir adlandırma ile başka topraklarda olsa 300-400 yıl sürecek değişiklikler, Osmanlı’da 1800 yılında vuku buluyordu. Biz........
