menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

FİKİR VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ ÜZERİNE

5 0
previous day

FİKİR VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ ÜZERİNE

Prof. Dr. Ahmet SEVGİ

Tevfik Fikret “Fikri hür, irfânı hür, vicdânı hür bir şâirim” derken bir bakıma insanlığın fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür fertler olması gerektiğini dile getiriyordu. Esasen insanı insan yapan da hürriyetler değil midir? Hür düşünemeyen, vicdan özgürlüğünden mahrum bir kişi ne ölçüde insandır?

Hz. Mevlânâ’nın da dediği gibi, insan düşünceden ibarettir. Geri kalanı kemik, et ve deridir:

“Ey birâder tû hemân endîşe-î

 Mâb-bekâ tû üstühân u rîşe-î”

(Ey kardeş, sen düşünceden ibaretsin. Ondan başka sende olan kemiktir, deridir.)

“İnsan maddeten etiyle kemiği kadardır,

 Mânen ise ‘düşünce’si nispetinde vardır.”

Gerçekten de dünya kurulalıdan bu yana yeryüzüne gelen milyarlarca insan sonuçta ölüp toprak olmuş, geride -varsa tabii- ancak fikirleri kalmıştır. Yani baki olan kişinin düşünceleridir, vücutsa fanidir.

İsterseniz gelin, kendi penceremizden, kendi yurdumuza şöyle bir bakalım:“Mevlânâ, Yunus Emre, Âşık Paşa, Nâbî, Nâmık Kemâl… Bunların hepsi ölüp gitti, ama fikirleri yaşıyor. Demek ki insanlar ölümlü, fikirlerse ölümsüzdür.

Sizler de takdir edersiniz ki fikir üretmek kolay bir iş değildir. Çalışma ister, birikim ister, takdir ve teşvik ister. Daha da önemlisi hür bir kafa ve hür bir ortam ister. 

Yiyip içip, gezip eğlenmekten başka bir şey düşünmeyen yahut gözünü mal-mülk, makam-mevki hırsı bürümüş insanların düşünme, yeni şeyler söyleme diye bir dertleri yoktur. Oysa dünyayı ayakta tutan düşünce ve düşünürlerdir. 

Toplumda düşünenlerin sayısı her zaman için az olmuştur. Bunun başta gelen sebeplerinden biri de özellikle yöneticilerin düşünce özgürlüğünü kısıtlamalarıdır. Onlar düşünen ve yeni şeyler söyleyenlerden korkarlar. İsterler ki herkes itaatkâr olsun, sürü psikolojisiyle hareket etsin. Oysa insanlık bütün gelişmeleri düşünen kafalara borçludur. Bu sebeple, yöneticilere düşen, düşünce özgürlüğünü sınırlamak değil, daha da genişletmek olmalıdır ki düşüncelerinin yayıldığını gören, fikirlerinin meyvelerini tadan mütefekkirler daha çok çalışsınlar, daha çok fikir üretsinler. Lakin maalesef bu tip yöneticilere pek rastlamıyoruz. 

Genellikle fertlerin diledikleri inanca sahip olma özgürlüğü olarak tarif edilen vicdan hürriyeti; fikir üretimi bağlamında ele alındığında, mütefekkirlerin düşüncelerini hiçbir dış tesirden etkilenmeden, sadece kendi vicdanî kanaatleri istikametinde oluşturmaları anlamına gelir ki olması gereken de budur. Aksi halde, eski fikirlerin kılıf değiştirmiş farklı bir şekliyle karşılaşmış oluruz ve değişen pek de bir şey olmaz. 

Kısacası; insan fikir ve vicdandan ibarettir. “Fikir”siz ve “vicdan”sız kişilerin diğer canlılardan bir farkı yoktur. Dolayısıyla, insanı insan yapan ve toplumu ayakta tutan, fikri hür, vicdanı hür mütefekkirlerdir. Diğer bir ifade ile insanlığın yücelmesi özgürlüklerin artmasıyla doğru orantılıdır. Binaenaleyh, “hürriyet”ten değil, “istibdat”tan korkmak lazım. 

“Terakkî;  fikri  hür, vicdanı  hür düşünürler ister,

 Hani toplumda var mı böyle aydınlarınız, göster?”

                                                         (Li-müellifihî) 


© tarihistan.org