VE KUDÜS TÜRK’ÜN YÂDINA DÜŞER
VE KUDÜS TÜRK’ÜN YÂDINA DÜŞER
Bin yılların kutsal emaneti Kudüs
Peygamberlerin feryadı, azizlerin çığlığı Kudüs
Topraklarında kanın dinmediği Kudüs
İnsan cesetlerinin derya misali geçit vermediği Kudüs
Şarkın en sevgilisiyle rahata kavuşsa da İslam’ı sancaktarı olan milletin bağrında asli huzura kavuşan Kudüs
Tarihçilere göre tarih, M.Ö yaklaşık 3200’lü yıllarda, yazının bulunmasıyla başlar.
Ancak vahye baktığımızda Hz. Adem’e “suhuf” verilmiştir ki bizler ilk insanın okur ve yazar olduğuna iman ederiz.
Hali hazırda bugün kullandığımız takvimdeki Milat ile vahyi esas alır, tarihi; Hz. İsa’nın zamanına göre, doğumundan öncesi ve sonrası olarak böleriz.
Hasılı Kudüs’ün tarihi biraz da peygamberler tarihidir.
Çünkü İslam aleminde Mekke-i Mükerreme’deki Haremi Şerif, Medine-i Münevvere’deki Mescid-i Nebevi’den sonra Kudüs’te bulunan 144 dönümlük tepe yani Mescidi Aksa üçüncü Harem-i Şerif sayılmaktadır.
Müslümanlar için Mescidi Aksa Kutsaldır çünkü;
Hz. İbrahim Ur şehrinden Kudüs’e hicret etmiştir.
Hz. Musa kavmini Firavun mezaliminden kurtarıp çölde kırk yıl göçebe hayatı sürdükten sonra şehre girip kavmiyle yaşamak istemiştir.
Hz. Davud’un Allah’ın elçisidir ve zalim Calut’u yenmiştir.
Hz. Süleyman cümle mahlûkata hükmetmiş ve adaleti tesis etmiştir.
Hz. İshak, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve daha pek çok peygambere yurt olmuştur.
Hz. Meryem validemizin mucizesine şahitlik etmiştir.
Hz. İsa’nın vahiy aldığı ve ihanete uğradığı şehirdir.
Hz. Muhammed Mirac’a çıkmadan ve daha kıblegah olmadan önce de, yalnızca bu yaşanmışlıklarıyla Mescidi Aksa gönül dünyamızda yer bulur.
Ancak saydıklarımızın hiçbiri Yahudiler için, yine onların deyimiyle “Tapınak Tepesi”ni kutsal kılmaya yetmez.
İnançlarına göre bu mekân kutsallığını;
Arştan indiğine ve evrenin köşe taşı olarak inandıkları Kutsal Kaya’dan
Kral Süleyman’ın Tanrı’nın planları ve emriyle inşa ettiği Süleyman Tapınağı’ndan ve
Tanrı’nın kendileri ile beraberliklerinin nişanesi olan Kutsal Ahit Sandığı’ndan alır.
Hz. Davut yedi yıl Hebron (ElHalil) kentinde, 33 yıl da Kudüs’te krallık yapar. Kral Davut’un ölümüyle Yahudilerin başına oğul Süleyman geçer. Hz. Süleyman’ın Kudüs’teki 40 yıllık krallığı sırasında buraya uzunluğu 25, genişliği 9 ve yüksekliği 13 metre olan Süleyman mabedini inşa eder.
Kral Süleyman vefat edince Kudüs 587 yılına kadar Yahudiliğin başkenti unvanını korur fakat M.Ö 587 yılında Babilonya Kralı Buhtun Nasr Kudüs’ü alır, Süleyman mabedini yıkar. Şehri talan edip Yahudilerin büyük kısmını kılıçtan geçirir. Kalan 40.000 Yahudiyi de Babilonya’ya sürgüne götürür. Yahudilerin sürgüne götürülmesi ve Kudüs’ün yakılıp-yıkılması gibi olaylardan sonra Yahudilerin bağımsızlığı artık bitmiş olur.
M.Ö 142 yılında tekrar bağımsızlıklarını kazanıncaya kadar geçen sürede Yahudiler Babillerin, Perslerin, Makedonya Kralı Büyük İskender’in, Mısır Pilolama ailesinin, Grekselefkosların ve Evkitler gibi birçok milletin hâkimiyeti altında yaşarlar.
M.Ö 538 yılında dönmelerine izin verilip 142 yılında Haşmanaim Sülalesi sayesinde kazandıkları bağımsızlıkları ise M.Ö 63 yılında Roma İmparatorluğu tarafından sonlandırılır. M. S 70 yılında Titus Roma ordusuyla bölgeye gelir, şehri yakıp-yıkar. Kudüs’ü kan gölüne çevirip tarihte görülmemiş derecede büyük bir zulüm uygular. Dönemin yazarları Titus’un katliamını anlatırken “insan cesedlerinden dolayı şehirde dolaşmanın mümkün olmadığını, Süleyman mabedi civarında atların üzengilerine kadar cesed ve kanla dolu olduğunu” kaleme almışlardır.
Titus’un yaşattığı bu acı olaydan sonra ise Kimon Barkofya isimli bir Yahudi önderliğinde Kudüs Yahudilerinin ayaklanmasıyla Roma İmparatoru Hadriyanus bizzat şehre gelerek Mesih iddiasında bulunan isyancıbaşı Kimon Barkofya’yı öldürüp şehri adeta insan mezbahanesine çevirir. 132-135 yılları arasında yaşanan olaylarda Hadriyanus’un emri ile şehirde taş üzerinde taş bırakılmaz. Süleyman Mabedini temellerine kadar söktürür ve bugün Kubbetü’l-Sahr’ın bulunduğu Muallak Kayası’nın üzerine putperestlik inancının kutsalı Jupiter adına bir Pagan tapınağı yaptırır. M.S 380 yılında Roma Hristiyanlığı kabul ettiğinde bu tapınak yıkılır ancak yerine hiçbirşey inşa edilmez. Süleyman tapınağı yeniden yapılmaz çünkü Hristiyanlar Yahudileri o bölgeye sokmaz.
Bilindiği üzere Hz. Ömer’in Halifelik dönemi İslam fütuhatının en zirvede olduğu dönemlerden biridir. Ancak tarihi en eski memleketler dahi fethedilirken Hz. Ömer Medine’de devletinin başında kalmış ve hiçbir fetihte Medine’den kalkıp bölgeye gitmemiştir. Ancak Kudüs’ün fethinde Hz. Ömer yanına bir hizmetlisini alıp yalnızca bir binekle birlikte Medine’den çıkıp Kudüs’e gitmiş ve 633 yılında Kudüs’ün anahtarını bizzat Patrik Sophronius’un elinden almıştır.
Rivayete göre Hz. Ömer Medine’den çıkarken Beytü’l-Mal’den yalnızca bir binek almış ve Kudüs’e gelene kadar yardımcısıyla dönüşümlü olarak binmişlerdi. Tam Kudüs’e ulaştıklarında binme sırası yardımcısında olduğundan Patrik Sophronius’un yanına vardıklarından bineğin yularını tutan Hz. Ömer, üzerinde olan ise hizmetli olduğundan halk hizmetliyi Halife zannederek ona teveccüh........
