Ortadoğu’da Güç Dengeleri Analizi Değişiyor
Ortadoğu’da güç dengeleri analizi, yalnızca hangi ordunun daha güçlü olduğunu saptama işi değildir. Asıl mesele, devletlerin askerî kapasitesi kadar siyasal meşruiyetini, ekonomik dayanıklılığını, toplumları üzerindeki denetimini ve dış destek kaynaklarını birlikte okuyabilmektir. Gazze savaşıyla görünür hale gelen çatışma, bölgenin yıllardır ertelenen temel sorusunu yeniden ortaya koydu: Eski düzen çökerken onun yerini hangi aktörler, hangi kurallarla dolduracak?
Bu sorunun kısa bir yanıtı yok. Çünkü Ortadoğu’da güç, tank sayısıyla ölçülse de yalnızca tankla kullanılmıyor. Bir limanı açık tutabilmek, bir milis ağını finanse edebilmek, enerji koridorlarını güvenceye almak, uluslararası kamuoyunda meşruiyet devşirmek ve toplumun rızasını tamamen kaybetmemek, aynı denklemde yer alıyor. Bu nedenle bölgedeki her askerî hareket, aynı zamanda diplomatik, ekonomik ve toplumsal bir sarsıntı üretiyor.
İsrail-İran gerilimi bölgesel ekseni belirliyor
Bölgedeki en belirleyici fay hattı, İsrail ile İran arasındaki açık ya da örtülü mücadeledir. İsrail, teknolojik askerî üstünlüğü, ABD ile kurduğu stratejik ilişki ve istihbarat kapasitesiyle öne çıkıyor. Ancak bu üstünlük, sınırsız bir hareket alanı anlamına gelmiyor. Gazze’deki yıkımın uluslararası hukuk, sivil kayıplar ve insan hakları bakımından yarattığı ağır tablo, İsrail’in diplomatik maliyetini büyütüyor. Askerî başarı ile siyasal meşruiyet arasındaki mesafe açıldıkça, kalıcı güvenlik iddiası da tartışmalı hale geliyor.
İran ise doğrudan konvansiyonel savaşta İsrail ve ABD ile aynı imkânlara sahip değil. Buna karşılık Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’deki silahlı ağlar üzerinden kurduğu etkiyle maliyeti düşük, sonucu belirsiz bir caydırıcılık üretiyor. Tahran’ın stratejisi, karşı tarafı sürekli bir güvenlik alarmında tutmak ve çatışmayı kendi sınırlarının dışında yönetmek üzerine kurulu. Fakat vekil güçlere dayalı bu modelin de sınırları var. Yerel toplumların ihtiyaçları, merkezî devletlerin egemenlik iddiaları ve grupların kendi ajandaları, İran’ın her dosyada aynı ölçüde kontrol sahibi olmasını engelliyor.
Bu karşıtlığın en tehlikeli yanı, tarafların çoğu zaman doğrudan savaştan kaçınırken sürekli tırmanma üretmesidir. Sınırlı misillemeler, suikastlar, füze saldırıları ve deniz ticaretini hedef alan hamleler, büyük savaşın alternatifi gibi sunuluyor. Oysa her “sınırlı” saldırı, yanlış hesaplama riskini büyütüyor. Bir kriz anında iletişim kanallarının yetersizliği, kontrol altında sanılan çatışmayı hızla bölgesel savaşa çevirebilir.
ABD’nin gücü sürüyor, siyasi kapasitesi aşınıyor
Ortadoğu’da Amerikan askerî varlığı ve ittifak sistemi hâlâ belirleyici bir ağırlık taşıyor. Körfez’deki üsler, deniz........
