“İran sendromu”: Gelecek aylarda enflasyona yeni tetikçi!
Bir çılgın, başkan koltuğunda oturan Trump Amerika’yı ve dünyayı teslim almaya kalkıyor.
Amerika’nın iki yüz elli yıllık yerleşik kurumlarını, demokrasideki denge-denetim sistemini çökertmeye, Kongre’yi devre dışı bırakmaya çalışıyor. Bu çılgınlığı Birleşmiş Milletler, NATO ve uluslararası yüzlerce anlaşmayı işlevsiz kılmakla bütünleşiyor.
Venezuela, İran derken, dünyayı savaşın eşiğine getiriyor.
İran’a açtığı savaşın etkisi çok yönlü.
Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artıştan pek çok ülke gibi, biz de etkileniyoruz.
İki bin lira eridi
Dün şubat enflasyonu açıklanıyor.
TÜİK’e göre, yıllık enflasyon artışı yüzde 31.53. Savaşın etkisi henüz yok, buna rağmen, bir kaç önemli guruba bakıldığında:
-Eğitimde artış yüzde 55.78.
-Konut, su, elektrik, gazda yüzde 42.33.
-Gıda ürünlerinde yüzde 36.44.
-Ulaştırmada yüzde 28.86.
Gıda fiyatlarındaki aylık artış yine dünya rekoru:
Yüzde 6.89!
Açlık sınırı biraz daha yükseliyor.
İki ayda emekli gelirleri ile ücretler iki bin lira eriyor.
Tarımda küçülme
Hepimizi tehdit eden iki kalem var:
Gıda ve enerji fiyatları.
Önce gıda.
Gıda ürünlerinde önlenemez fiyat artışları tarım politikasının iflasından kaynaklanıyor. İki gün önce açıklanan büyüme oranı iflasın göstergesi:
2025 yılında tarım yüzde 8.8 oranında küçülüyor.
2002’de tarımın milli gelir içindeki payı yüzde 10.17 iken, 2025’te yüzde 5.43’e düşüyor.
Kamu yatırımları içinde tarımın payı 2002’de yüzde 7.5 iken, 2025 yılında yüzde 2.5’a düşüyor.
Tarıma sağlanan destek yirmi üç yılda üç kat azalıyor, yüzde 1.20’den yüzde 0.45’e düşüyor. AB ülkelerinde destek çiftçi başına 25 bin Euro dolayında iken, bizde 4 bin Euro dolayında kalıyor.
Yirmi üç yıl içinde:
Tarımın milli gelirdeki payı azalıyor.
Verimlilik düşüyor.
Üretim düşüyor.
Doğal olarak, fiyatları artıyor, artıyor, artıyor.
AKP iktidara geldiğinde, gıda üretiminde kendini besleyen dünyadaki yedi ülkeden biri iken...
Bugün 128 ülkeden tarım ürünü ithal eden bir ülke haline geliyoruz.
Gıda fiyatlarındaki artış aynı zamanda genel enflasyon artışını tetikleyen güce sahip.
Enerji alarmı
Bölgedeki Amerikan üslerinden gelen hava saldırılarına karşı, İran o ülkelere aynı karşılığı veriyor.
O ülkelerin hepsi petrol üreticisi.
İran ayrıca petrol ve doğalgaz nakliyesinin yüzde 30’unun geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatıyor.
Petrol üretimi düşüyor, petrol nakliyatı güçleşiyor. Kaçınılmaz sonuç:
Petrol ve doğalgaz fiyatları yükseliyor.
Savaşın süresine bağlı, petrol fiyatlarının nerede duracağı bilinmiyor. Dolayısıyla, bizde en azından Mart ve Nisan aylarında enflasyonda iyimser olma ihtimali azalıyor.
“Vietnam sendromu”
Trump’ı frenleyecek bir etken var. Kongre ve Yüksek Mahkeme değil, başka bir etken.
1960 sonlarında Sovyetler’in yayılmasını durdurmak gerekçesiyle, Amerika kuş uçuşu 15 bin kilometre uzaklıktaki Vietnam’a saldırıyor. Toplu katliamlar, her türlü insanlık suçlarıyla birlikte o savaşta 58 bin Amerikan askeri ölüyor.
Vietnam’dan dönen askerlerin bir bölümlü intihar ediyor, bir bölümü ise, savaşın etkisini üzerinden atamıyor. Amerikan toplumunda ortak bir ruh hastalığı beliriyor:
Vietnam Sendromu!..
Savaşta ölen her asker Amerikan toplumunda isyana yol açıyor.
Sayısız filme konu oluyor.
İç cephe
Şimdi de ölen asker sayısı arttıkça, Amerika’da belli süre sonra ortaya “İran sendromu” çıkabilir.
Trump’ı frenleyebilecek etkenlerden biri şimdilik sanki bu.
Ki o sendrom bize enflasyon olarak geri dönüyor.
Aslında Türkiye’de savaşın ortasında ihtiyaç başka. İktidar ortaklarının ikide bir vurguladığı...
İç cephenin güçlendirilmesi.
Hele de dört yanımız yangın yerine dönmüşken.
Ne var ki...
Hala muhalif belediye başkanını tutuklamakla, gazetecileri gözaltına almakla, sadece açıklama yaptıkları için aydınlar hakkında soruşturma açmakla, nutuk atarak, iç cephe güçlenmiyor.
Bir delinin hayatımızla oynadığı günlerde, kutuplaşma hevesine son vermek gerekiyor.
