menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye-Portekiz ilişkilerinin yüzüncü yılında müzikli bir diplomasi: 100PAREDES'in üyeleri “belgesel-konser”i anlatıyor

5 0
12.02.2026

Diğer

Konuk Yazar

12 Şubat 2026

Denize açılan iki kültürün, Osmanlı ve Portekiz’in yolları, ufka ulaşmak için yola çıktıkları çağda, on altıncı yüzyılda Hint Okyanusu’nda kesişir. Bu ilk temas, rüzgâr ve rotalar üzerinden kurulan sessiz bir tanışmadır. Aradan geçen dört yüzyılın ardından aynı hat bu kez diplomatik bir çizgiye evrilir. Türkiye ile Portekiz arasındaki ilişkiler 1843’te başlar, modern biçimiyle 1926’da yeniden kurulur. 2026’da bu ilişkinin 100. yılı anılırken, resmî diplomasinin yanına başka bir dil ekleniyor; daha kısık sesle konuşan, ama daha uzun süre hatırlanan bir dil. Müzik…

Portekiz, bu yıl ayrıca, kültürel hafızasının en sembolik figürlerinden biri olan ve Portekiz gitarının evrensel temsilcisi kabul edilen Carlos Paredes’in yüzüncü doğum yılı kapsamında, PAREDES EXPERIENCE projesiyle kendi mirasını dünyanın farklı coğrafyalarında izleyiciyle buluşturuyor. Adından da anlaşılacağı gibi bu bir deneyim; çünkü sahnede bizi bekleyen sadece müzik değil. O yüzdendir, 100PAREDES topluluğu yaptıkları şeye “belgesel-konser” diyor. Topluluk, 12 Şubat’ta Ankara CSO’da, 13 Şubat’ta ise Artisan Organizasyon tarafından ve Moda Da Nata desteğiyle, denizci iki kültüre yakışacak bir mekânda, İstanbul Deniz Müzesi’nde müzikseverlerle buluşacak.

Portekiz Türkiye ilişkilerinin yüz yılı konuşulurken, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Portekiz Donanması için inşa edilecek AOR sınıfı 11 bin tonluk ikmal ve lojistik destek gemilerinin ilkinde kızağa koyma eşiği de aşıldı. Biz ise Portekiz’in kendini anlatmak için başvurduğu ve yüzüncü yaşını kutladığı değeri üzerinden 100PAREDES’e sorularımızı ilettik ve Portekiz’i bu kez müziğin açtığı yerden dinlemeyi seçtik.

- Merhaba, elinizdeki armut biçimli, 12 telli çalgı tam olarak nedir? Klasik bir gitardan onu ayıran, o "insan sesine benzer" ağlamayı ve neşeyi veren sır nedir acaba?

André Varandas: Bu, yalnızca güzel bir nesne değil, duyguyla rezonansa girmek üzere tasarlanmış bir mimari. Tırnaklarla çalınan telleri son derece ayırt edici bir ses üretir. Onu klasik gitardan ayıran en önemli şey, ifade gücü. Portekiz gitarı deklame eder. Klasik gitar destekler, eşlik eder; Portekiz gitarı ise öne çıkar, birinci tekil şahısla şarkı söyler. Her notayı, havada asılı duruyormuş gibi titretebilme konusunda benzersiz bir yeteneği vardır. Bu titreşim yoğun, neredeyse bedende hissedilen bir vibratoyla gerçekleşir. Ona insani niteliğini kazandıran da tam olarak budur; cümlelerin arasında nefes alıyormuş gibi, sanki mahrem bir şeyi itiraf etmeden önce kısa bir duraksama yaşar.

“Gizli sır”ı bilmiyorum. Belki de taşıdığı geleneğin içine yerleşmiş o incelikle atılım hâli, o duygusal gerilimdir. Işıkla gölge arasında yaşayan bir çalgıdır. Bir anda şen, parlak, neredeyse dans eder gibi duyulabilir; hemen ardından derin bir melankoliye çekilir, sanki geçmişten bir şeyi hatırlıyormuş gibi. Portekiz gitarı sözcüklere ihtiyaç duymadan hissedilir. Ve belki de bu yüzden okyanusları, kültürleri aşar. Çünkü bir enstrüman olmadan önce, bir hissetme biçimidir.

- Carlos Paredes’e “Altın Parmaklı Adam” denir; ama onun aynı zamanda bir hastanede çalışan bir radyolog olduğunu da biliyoruz. Sizce Portekiz halkı onda yalnızca bir gitar virtüözünü mü gördü, yoksa gündüzleri memur, geceleri efsane olan bu hayatıyla Portekiz’in sessiz, mütevazı ve dirençli ruhunun bir yansımasını mı? Projenizde ne anlatmak istiyorsunuz?

Varandas: Carlos Paredes hiçbir zaman yalnızca bir virtüöz olmadı. Elbette öyleydi; “Altın Parmaklar” boşuna söylenmiş bir söz değildi. Ama onu yalnızca buna indirgemek, onu derinden Portekizli kılan insani boyutu gözden kaçırmak olurdu.

Onda neredeyse sert denebilecek bir ketumluk, gösterişten bilinçli bir uzak duruş, yaptığı işe sessiz ama sarsılmaz bir sadakat vardı. Bütün bunlar Portekiz ruhunun pek çok yönünü yansıtıyordu: sessiz çalışma, içe dönük ama derin bir duygusallık ve gösteriye ihtiyaç duymayan bir direnç. Halkın onda yalnızca teknik bir deha gördüğünü sanmıyorum. Onlar, olağanüstü bir derinlik taşıyan sıradan bir insan gördüler. Büyük olmak için sesini yükseltmeye ihtiyaç duymayan birini. Gündüzleri memur, geceleri yaşayan bir efsane olması onu insanlara daha da yaklaştırdı. O, insanların üzerinde değil, onların arasındaydı.

100PAREDES ile amaç bir ustayı hatırlamak değil. Asıl amaç sınırları sorgulamak ve onun evrenselliğini kanıtlamak. Bu sınırlar arasında kültürel önyargılar da var. Portekiz gitarının yalnızca fadoya ya da belirli bir coğrafyaya ait olduğu düşüncesi gibi. Coğrafi sınırlar da var; çünkü Paredes’in müziği tercümeye ihtiyaç duymadığını zaten kanıtladı. Kuşaklar arasındaki sınırlar da önemli; bu müziğin sadece bir hatıra olmadığını, bugün de canlı olduğunu göstermek istiyoruz.

Ama daha da ince, daha da görünmez sınırlar var. Kayıtsızlık ya da derinlemesine dinlememizi engelleyen sürekli gürültü gibi. Paredes’i çaldığımızda, dinleyicinin durabileceği, nefes alabileceği ve kendini tanıyabileceği bir alan açmaya çalışıyoruz.

Sonuçta duvarları yıkmak,........

© T24