menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TBMM Komisyonu raporu üzerine düşünceler

43 0
24.02.2026

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu yayımlandı. Rapor, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birine ilişkin olmasına karşın kamuoyunda fazla ilgi uyandırmadı. Bunu, ülkedeki gerçeklerle raporda yazılanlar arasındaki uçurumun raporun inandırıcılığını etkilemesiyle açıklayabiliriz.

Oysa rapor önemli. Bütün eksikliklerine karşın bir barış süreci başladı. PKK silah bıraktı. Silahlar sustu. Bir süredir can kaybı yaşanmıyor. Süreçle ilgili başka bir aşamaya geçildi. TBMM’de bir komisyon kuruldu.  Bu Komisyon bazı sivil toplum temsilcilerini dinledikten sonra TBMM’e tavsiye niteliğinde bir rapor hazırladı.

Raporun hazırlanma süreciyle ilgili pek çok eleştiri yapılabilir. Örneğin, raporda “çalışmalarımıza sadece siyaset kurumu değil, toplumun bütün kesimleri de dahil edilmiştir” deniyor(s.37). Bu doğru değil. Komisyon’a görüş bildirmek isteyen STK’ların küçük bir bölümü bu olanağı buldu. Her iki partinin listelerinde bulunan birçok STK’nın görüşlerini açıklaması fırsatı verilmedi. Hangi STK’ların dinleneceğine, hangilerinin dinlenmeyeceğine hangi kritere göre, kim karar verdi? Belli değil. Bu konuda bir keyfiliğin mevcut olduğunu söylemek olanağı var.

Raporun hazırlanmasındaki eksiklikler raporun toplumsallaşmasını da olumsuz etkiledi.

Rapora gelince. Raporu okuyunca sürecin tek bir amacı olduğu anlaşılıyor. Süreç çözüme yönelik olmak yerine, PKK’nın silah  bırakması ve dağdan inmesiyle sınırlı. Raporda bu açıkça belirtiliyor. “… Komisyon, toplumsal huzur ve sükunu zedeleyen terör eylemleri ve şiddet iklimini sona erdirme iradesini rapor haline getirmiştir.” (s.9)

Raporun “takdim” bölümünde gereksiz bir bölge vurgusu var. Sanırsınız ki Komisyon Türkiye’den çok bölge için kurulmuştur. Bölgeye yapılan bu vurgu, Türkiye ile bölgesini bütünleştirmeye, Türkiye’nin bölgenin lideri olduğu izlenimini yaratarak büyüklük duygumuzu okşamaya hizmet ediyor. “… bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması ve çatışma olanaklarının genişlemesi ülkemize çok yönlü sorumluluklar yüklemektedir.” , “… bölgemizde barış sağlamaya yönelik çabalar … üstlenilmesi gereken yeni vazifeler olarak önümüzde durmaktadır.” (s.7)

Bu ifadeler aynı zamanda Türkiye’nin sınır ötesi askeri ve siyasal müdahalelerini meşrulaştırmaya yönelik.

Raporda “kardeşlik hukuku” olarak adlandırılan yeni (!) bir hukuk dalından söz edilmekte. Raporda kardeşlik hukukunun “Türkiye modelinin” topluma anlatımında güçlü bir kavramsal kaynak işlevi gördüğü belirtilmekte (s.33). “Kardeşlik hukuku” gibi “ Türkiye modeli” de belirsiz bir kavram.

Raporda “küresel adalet arayışında Türkiye’nin siyasal ağırlığının artması”ndan söz edilmekte. (s.34). Ulusal düzeyde adalet sağlayamayan Türkiye’nin küresel düzeydeki adalette ağırlığının nasıl artacağı merak konusu.

Raporun ağırlık merkezi PKK’nın silah bırakması ve sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri. Rapora göre “süreçte en kritik eşik, PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisinin tasfiye ettiğinin devlet güvenlik birimcilerinde tespit ve teyit edilmesidir (s.38). Bu saptama sadece ülke içini değil, sınırlarımız dışındaki durumu da kapsayacaktır (s.35)”.

Silah bırakma istihbarat ve güvenlik birimlerince denetleneceği gibi yürütme içinde oluşturulacak bir komisyon da süreci izleyecek ve raporlayacaktır.

İngiliz Hükümeti ile IRA........

© T24