menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeter, ‘söz’ milletin…

15 0
05.07.2026

Çok partili siyasi hayata 1946’da adım atmış olsa da memleketin ilk şaibesiz demokratik seçimleri 1950 yılında yapılmıştı. Demokrat Parti’ye o seçimleri kazandıran slogan ise “Yeter, Söz Milletindir”di… Söz milletindi ama beste Genelkurmay’ındı... Neyse, o yıl “Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Izdırap” diye başlayan sözleriyle Abdullah Yüce’nin ilk 45’liğinde yayınladığı unutulmaz şarkısı, milletin gönül sandığını patlatıyor, oyları topluyor, tek başına iktidara geliyordu. Aradan yetmiş altı yıl geçti. Bugün "Söz milletin" dediğimizde, o söz en çok nerede duyuluyor diye bakınca karşımıza seçim meydanları değil dijital platformların listeleri çıkıyor. Ve o listelerin ezici çoğunluğunu da rap müzik dolduruyor.

Bir şarkının toplumda neden uzun süreler kalıp yaşadığını her zaman kolayca açıklayamayız. Kimi zaman bir melodi, kimi zaman tek bir nakarat, bazen de yalnızca iki kelime bir kuşağın hafızasına kazınır. Ama rap’in bugünkü yükselişini yalnızca müzikal tercihle açıklamak da eksik kalır. Çünkü rap, uzun zamandır sadece müzik üretmiyor, memleketin iç sesi oluyor. Sokaktaki öfkeyi, gelecek kaygısını, eşitsizliği, yalnızlığı, umutsuzluğu ve bütün bunların arasına sıkışmış küçük umut kırıntılarını şarkılara dönüştürüyor.

Türkiye rap’inin son otuz yıllık serüvenine baktığımızda, türün en büyük dönüşümünün müzikal değil sözel olduğunu görüyoruz. Yani beste değil güfte iş yapıyor. İlk dönem rap sanatçılarının daha doğrudan, sert ve protest anlatımı, zamanla yerini çok katmanlı, sinematik ve çok daha metaforik bir dile bıraktı. Artık "sevdiğimden ayrıldım, üzgünüm" denmiyor. Bunun yerine Blok3’ün o güzel eserinde olduğu gibi "Kayıp bir kalp var bu civarlarda" diyerek dinleyiciyi yalnızca bir duyguya değil bir vakaya, bir olay yerine dahil ediyor ve ikazını da yapıyor. Sanki kafesinden kaçan aslan yüzünden şehir sakinlerine yapılan bir uyarı gibi: Dikkat yaralı kalpler tehlikelidir.  

Ama belki de Türk rap’inin en etkileyici yanı da burada başlıyor. Çünkü bu memlekette darbelerden krizlere savrula savrula bir an gün yüzü görmemiş yaralı bir millet yaşıyor. Rap de sanki bu savruluşları sadece müziğin diliyle tarif etmiyor da onları metaforlaştırıp sahneliyor gibi. Bir gece lambası, metruk, virane bir ev, yağmurlu bir sokak, kırık bir cam parçası, sabahın kör karanlığında onbinlerin biriktiği metrobüs durakları… Kör karanlık… O yıllarda Hamiyet Yüceses, “Her yer karanlık” diyerek “Makber”i patlatmış, Abdullah Yüce iktidarını devirmişti. Devirmişti dememeli aslında, koalisyon hükümeti kurdular diyelim. O günlerden bugüne, arada sızan ışıkların parçalamaya yetmediği koyu bir karanlık sürerken........

© T24