menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kralın elbisesi

8 0
previous day

Bilim insanı, akademisyen, düşünür, hoca... Kaçınılmaz ve güzel ya da çirkin olabilecek usta-çırak ilişkileri. Kim kimin suyuna gidiyor, kim kendine helal olsun dedirtiyor, kim sıfatının insanı, kim gizli-açık yalaka...  

İş geniş anlamıyla “devlet”le olan ilişkilere geldiğinde, ünlü masaldaki gibi bir yol ayrımındasınızdır: Kralın gerçekte var olmayan elbisesine övgü düzenlerden mi olacaksınız, yoksa ‘kral çıplak’ diye seslenenlerden mi?

“Kral Çıplak” bir çocuk masalı olduğundan, alabildiğine masumanedir. Ancak, masalın ya da meselin tarihsel karşılığı şöyle bir soru olarak çıkabilir karşınıza: Galileo mu olacaksınız, yoksa Giordano Bruno mu?

Giordano Bruno bundan dört yüz küsur yıl önce, Güneş’in ve Dünya’nın dönüşü hakkında kendi görüşünü savunduğu ve resmî görüşe, yani kilisenin görüşüne uymayı reddettiği için engizisyon mahkemesi tarafından yakılarak idama mahkûm edilmişti. 17 Şubat 1600’de, yüzüne demir bir maske geçirilip yakılarak cezalandırıldı.

Ondan altı yaş küçük olan Galileo Galilei ise aynı konuda yine kilisenin görüşüne aykırı görüşler açıkladığı için ev hapsine alınarak yargılanıyor, ama o süreçte kral çıplak demekten vazgeçtiği için öldürülmüyor ve 1642 yılında, yani Bruno’nun yakılışından kırk iki yıl sonra, eceliyle ölüyor. Rivayete göre gerçekte görüşünü değiştirmemiş, son duruşmadan çıkarken "Eppur si muove" (aslında dönüyor işte) diye mırıldanmıştır.

O tarihten sonra 17 Şubat, İtalya’da ve başka yerlerde bir tür hakikate sadakat günü olarak anılagelmiştir.

Demek ki Nâzım, “Sen yanmasan/ Ben yanmasam/ Biz yanmasak” dizelerini içeren “Kerem Gibi” şiirini boşuna yazmamıştır.

Dünya edebiyatında epey geniş yer bulmuş olan bu iki bilim insanı, günümüzde bir arketip çifti kabul ediliyor. Boyun eğmekle eğmemeyi temsil eden iki arketip.

Elbette tarihsel düzlemde “arketip (ilktip)” dediğimiz motiflerin sayısız nüansı vardır. Boyun eğmenin, sessiz kalmaktan tutun, gidip krala asker selamına durmaya yani demagojiye kadar varan çeşitlerine rastlanıyor. Ve boyun eğmemenin, isteneni söylemeyi reddetmekten tutun, hakikati apaçık söylemeye ya da söylenmişin altına imza atmaya kadar varan çeşitleri yaşanıyor.

Zorlayıcı bir tarihsel hakikatin yalnızca bir kısmını bile dile getirseniz, iktidar sahipleri sizi de sayısız gazeteci ya da barış akademisyeni gibi cezanın güncel bir türüne çarptırmak isteyecektir.

Boyun eğmenin en çirkin biçimlerinden biri ise herhalde koltuk altından fazla uzaklaşmamak uğruna, burnunun dibindeki gerçeklikleri saptırmak, ona buna edepsizlik, cehalet vb. suçlama sıfatları yöneltmektir. Böyle yaparsanız, kendisine medyatik bir “millî” ve “milliyetçi” baba arayan tüm cenahların “teveccühünü” kazanmanız işten bile değildir.

Gelgelelim, ansiklopedik bilginin feriştahı bile olsanız, lafügüzaf temelini terk etmediğiniz sürece kimse sizi Bruno gibi bir hakikat savunucusu saymayacak, buna karşılık küçüklü büyüklü iktidar sahipleri size “münasip bir makam tahsis etmenin” yolunu arayacak ve bulacaklardır.  

Galileo Galilei kralın elbisesini överken etkisinin kısa ömürlü olduğunu nasıl içten içe biliyor idiyse, boyun eğenler de kendi forslarının eğretiliğini pekâlâ bilir, ama belki saltanatın büyüsüne kapılmaktan ya da hışmı önünde dağılma korkusuna kapılmaktan kendilerini alamazlar.

Velhasıl GG-GB formülü, insanlığın geçmişini ve geleceğini aydınlatan arketiplerin en karmaşık ve değerli olanları arasında hep yerini buluyor.  


© T24