Faturasız kayıplar ülkesi
Bizim fon krizimiz varken nereden çıktı bu milli ara derken yine kaybettik. Hem sahada hem borsada..
Ülkede 450 bin tekil yatırımcının bir gecede buharlaşan birikimleriyle sarsıldığı, finansal güvenin sıfırlandığı o karanlık fon krizi, sadece ekonomi sayfalarının değil bu ülkenin sosyolojik hafızasının da en taze, en cevapsız yarası. Dün akşam sahada izlediğimiz tablo da ne yazık ki bu finansal distopyanın yeşil çimlerdeki bir kopyası gibiydi... Bir tarafta Mbappe’si, Olise’si, Dembele’si ve astronomik bonservis bedelleriyle kadro değerini milyar avrolarla ölçen devasa bir Fransız portföyü; diğer tarafta ise Dünya Kupası’nın erken vedasından sonra gururunu tamir etmek için son nefesine kadar savaşan, terinin son damlasına kadar direnen ama yine de mağlubiyetten kaçamayan Bizim Çocuklar... Skor tabelası kapandığında geriye, o büyük mücadelenin burukluğu ve iki kulvarda birden yaşanan eş zamanlı bir kayıp duygusu kaldı. Biri finansal piyasalarda, diğeri yeşil saha ekranında: İkisinde de kaybettik, ikisinde de hayaller buhar oldu ve en acısı; ne borsadaki o 450 bin mağdurun 'FrankoFON' krizinde ne de sahada bu kadar mücadeleye rağmen gelen yenilgide faturayı kesecek, sorumluluğu üstlenecek tek bir isim bile ortaya çıkmadı. Futbol da ekonomi gibi; kâğıt üstündeki pırıltılı portföylere boyun eğdiğinizde değil, o kayıpların hesabını soracak bir akıl bulamadığınızda gerçekten yeniliyorsunuz.
Yine tabelada santrforsuz bir A Millî Takım dizilişi... Vincenzo Montella’ya duyduğum sempatinin bakiyesi kabarık; bu ülkeye milli takımı yeniden sevdiren, o aidiyet duygusunu tazeleyen adamdır kendisi. Nereye kadar mı? Dünya Kupası patikasına kadar. İtalyan teknik adamı Adana Demirspor günlerinden bu yana takdirle izleyen bir futbolsever olarak, artık yavaş yavaş kaşlarımı çatmaya başladığımı........
