Ciao Bella diyelim mi?
Futbolun kendi içindeki absürt matematiği ile memleketin gündelik, girift absürtlüğü aynı potada eridiğinde; ortaya tam da bu akşamki gibi insanı hayrete düşüren tezatlar sarmalı çıkıyor. Bir tarafta kendi öz vatanı İtalya’ya karşı Türkiye’nin mukadderatını çizen, koltuğu sallantıda ve haleflerinin gölgesi şimdiden yedek kulübesine düşmüş Vincenzo Montella... Diğer tarafta ise patlak veren fon skandalının ardından "affını isteyen" Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya.
Siyasette koltuktan çekilmenin adı, sorumluluktan ziyade "af dilemek" gibi edilgen bir zarafete bürünürken; sahada, iki çizgi arasında bedel ödemek her zaman çok daha katı, dolaysız ve acımasız oldu. Biri makamından rıza ve sükûnetle çekilirken, diğerinin kaderini doksan dakikanın sonunda filelerle buluşan meşin yuvarlak tayin edecek. Bir ülkede mesuliyet almakla af dilemek arasındaki sınır bu kadar muğlaklaşmışken, yeşil sahadaki skorbordun sarsılmaz ve berrak netliğine sığınmak belki de ruhumuzun tek tesellisiydi.
Fakat günün esas büyük paradoksu, ne sahanın ne de siyasetin dar koridorlarından geldi. Bir komedyenin, Deniz Göktaş’ın, bakanın vaziyetine zekice atıfta bulunarak yaptığı parıltılı savunmanın ardından "tutuksuz yargılanmasına" sevindik bu topraklarda. İşi sadece tebessüm ettirmek olan insanın özgürlüğünü kaybetmeyişini büyük zafer payesiyle kucaklamak... Neresinden tutsanız, ironisi kendi ağır yükü altında ezilen, kederli tebessümden fazlası değil.
Ne var ki, absürtlüğün adeta norm haline geldiği coğrafyada, sığınacak tek limanımız olan yeşil çimler de bu akşam bize acı hayal kırıklığından başkasını vaat etmedi. Kendi ülkesine karşı taktik savaşına giren........
