Şam’daki tarihi adım ile Strazburg’daki ağır eleştiri arasından Türkiye’nin iç cephesine bakmak…
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "İki sene önce Ahlat'tan işaretini verdiğimiz Terörsüz Türkiye sürecimiz hedefine ulaştığında inşallah milletimizin önünde yeni bir dönemin kapıları açılacak. Kardeşliğimizle birlikte ekonomimiz de güçlenecek. Refahımızla birlikte iç cephenin direnci de artacak" dedi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "süreci zora sokan, dinamitleyen, tahrik eden, sürecin karşısında yer alan her türlü girişimin tarih karşısında mesul olacağını" söyledi...
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "Günlük siyasi hesaplar yerine ülkeyi ve milleti merkeze alan bir anlayışla hareket edildiğinde Türk demokrasisi her türlü düğümü çözecek olgunluğa sahiptir, bugün bir kez daha hangi görüşten olursa olsun herkesi çözümün parçası olmaya çağırıyorum" diye konuştu.
Dedi, söyledi, konuştu…
Diyecek, söyleyecek, konuşacak…
Desin, söylesin, konuşsun…
Ama öte yanda…
İktidar…
Denileni, söyleneni, konuşulanı…
İtirazı, eleştiriyi de…
Duyacak, dinleyecek, dikkate alacak mı?
Ya da diyen, söyleyen, konuşan…
Eğer istenilen gibi değilse…
Diyemiyecek, söyleyemeyecek, konuşamayacak…
Hale gelecek mi?
Korku yoluyla susarak…
Yargı yoluyla hapse konularak…
Birlik için kullanılan "iç cephe tarifinin" siyasi rakipleri kapsamadığını düşünmek için fazlasıyla veri yok mu elimizde?
"Süreci zora sokanın" tüm zor koşullara rağmen desteğini eksik etmeyen ana muhalefetin başta lideri, kadroları mı; yoksa iktidarla ortak bir çizgi izleyen yargının verdiği ya da vermediği-uymadığı kararlar olduğu gözükmüyor mu?
"Hangi görüşten olursa olsun çözümün parçası olmak" için düşünce, ifade özgürlüğünün olması, eleştiri hakkı da dahil bunu kullananların bedel ödememesi-hedef gösterilmemesi gerekmez mi?
Türkiye içeride ilk adımını attığı Kürt meselesinin çözümünde önemli bir noktada. Erdoğan'ın dün yaptığı konuşmalarda işaret ettiği; sadece Türkiye'yi değil tüm bölgeyi de olumlu anlamda etkileyebilecek bir sürecin başında olunduğu anlaşılıyor.
Yıllardır en radikal isimlerce söylenen "düz ovada siyaset yapılmasının", silahların sonsuza kadar susmasının gereğinin yapıldığı günlere gidiliyor olabilir. Bu son derece önemli bir durum. Bu arada "tutanak", "bilgi notu" diye yayınlanan, kamuoyunun tepkisini çekebilecek kelimelerin öne çıktığı metinlerle ilgili de dün hem Öcalan"dan hem örgütten hem devletten doğru olmadığına dair notlar geldi. "Doğrudur değildir eksiktir fazladır"ın........
