İsmail Kartal'ın sürpriz istifası
Bazı geceler vardır; maç bittiğinde skor tabelasına bakarsınız ama gördüğünüz rakamlar size o geceyi anlatmaya yetmez. Kadıköy’de Roma karşısında yaşanan gece de öyleydi. Tribünler boşalırken herkesin dilinde aynı cümle vardı: “Bu maç kazanılırdı.” Evet, kazanılırdı. Hatta insanın içinden “Yazık oldu” demek bile geliyor. Çünkü Fenerbahçe ikinci yarıda öyle bir oyun oynadı ki, ilk 45 dakikadaki 1-0’lık tablo bir anda anlamsızlaştı. Roma’nın Avrupa’daki adı, geçmişi, tecrübesi bir kenarda kaldı; sahada rakibinin üzerine yürüyen, pozisyon arayan, golü bulduktan sonra da galibiyeti isteyen bir Fenerbahçe vardı. Fakat ben bu geceye yalnızca kaçan iki puanın penceresinden bakmak istemiyorum. Çünkü uzun zamandır Fenerbahçe’nin Avrupa maçlarında aradığımız bir şey vardı: Cesaret.
İşte Roma karşısında, özellikle ikinci yarıda, o cesareti gördük. İlk yarıda Roma’nın formasına biraz fazla saygı duyuldu. Rakibin pas kalitesi, oyun aklı ve Avrupa deneyimi Fenerbahçe’yi bir süre kendi sahasına itti. Sarı-lacivertliler topa sahip olduğunda bile istediği özgüveni gösteremedi. Hücumlar kesik kesik, savunma zaman zaman telaşlıydı. Ve Roma golü buldu. Fenerbahçe soyunma odasına 1-0 geride girdiğinde Kadıköy’deki o eski Avrupa gecelerinin heyecanı yerini kısa süreli bir endişeye bırakmıştı. Ardından ikinci yarı başladı. Sanki soyunma odasının kapısından başka bir takım çıktı. Daha önde duran, rakibe nefes aldırmayan, topu kazandığında doğrudan kaleyi düşünen ve en önemlisi “Neden olmasın?” diye oynayan bir Fenerbahçe… İşte futbol bazen yalnızca taktik değildir. Bazen bir takımın kendi sınırlarını unutmasıdır. Fenerbahçe ikinci yarıda tam olarak bunu yaptı. Ve Roma, bir anda Kadıköy’ün alışık olduğu o baskının........
