Babalar, oğullar ve damatlar
Diğer
24 Ocak 2026
Her zaman söylerim, şu kavanoz dipli dünyada başımıza gelen birçok şeyin sorumlusu Antik Ege tanrılarıdır.
“Antik Ege tanrıları” demeyi tercih ediyorum, “Antik Helen tanrıları” da diyebilirsiniz, itiraz etmem.
Zaten o vakitler pasaport filan da yoktu, millet diye bir kavram da.
Olsaydı belki kendileri için bambaşka bir tabiyet seçerlerdi ki böyle bir davranış onların şakacı, intikamcı ve çapkın karakterlerine daha uygun olabilirdi.
Zeus Baba’nın bütün ailesini Müge Anlı’ya çıkarma imkânına sahip olabilseydik iddiaya girerim ki dünya televizyonculuk tarihinin en yüksek ratinglerini elde eder, paraya para demezdik.
Kazancakis’in kendisinden daha çok tanınan kahramanı Aleksi Zorba’nın dediği gibi “Her insanın kendi deliliği vardır; bana da öyle geliyor ki, en büyük delilik, bir deliliğe sahip olmamaktır.”
Antik Ege tanrıları sayesinde bu deliliklerimizin isimlerini bilebiliyoruz.
Ve onlara bakıp biraz da rahatlıyoruz: Demek ki bu dünyada bu deliliğe sahip olan bir tek ben değilmişim diye!
Hatta diyebilirim ki psikoloji adı verilen bilim dalını yaratanlar da doğrudan doğruya bu arkadaşlardı, Freud filan sonradan çıktı.
Mesela Zeus ve Leto’nun oğlu, Artemis’in ikizi Apollon onca iyi özelliğinin yanında pis bir huya da sahipti ki dedikoduyu çok severdi.
Hayatı hakkındaki gerçekleri öğrenmeye gelen Oedipus’la oturup oradan buradan duyduğu laflarla dedikodu yapmasaydı, büyük ihtimalle günümüzde insanoğluna musallat olan komplekslerden biri de olmayacaktı.
Uzun yıllardır kendisinden bir haber alamadığım Oedipus’u hatırlamama, Bodrum’a yaptığım kısa yolculuk sebep oldu.
Yolculuk nedenim ise bir arkadaş grubunun düzenlediği “babalar, oğullar, damatlar” etkinliğine katılmaktı.
Oğlum olmadığı, damadım da Türkiye’de yaşamadığı için etkinlikte “samiin sıfatıyla” bulundum.
İlk bakışta tekinsiz bir eğlence gibi görünüyor: Babalar, oğulları ve damatları!
Kulağımın bir köşesine takılıp kalmış Oedipus Kompleksi mavalları da olduğu için “dur bakalım ne olacak” endişesiyle bütün gardımı almıştım.
Bir de testosteron denilen musibet var tabii.
Bir yandan Oedipus Kompleksi, diğer yandan bir insanı erkek yapmakla kalmayıp dünyanın başına içinde yaşamakta olduğumuz bütün çorapların örülmesine de neden olan testosteron!
“Dur bakalım ne olacak” diye seyre hazırlanmamın nedeni buydu.
Tünel’den inip İstiklal Caddesi’ne çıktığımda Taksim’e varana kadar belli yerlerde duraklarım. Bir hafta sonu da sizi İstiklal Caddesi’nde bir tura çıkarayım, bu sayfaya sığdırabilir miyim emin değilim ama.
Bunlardan biri de Koç Üniversitesi Kitapçısı.
Oradan “Testosteron: Seks, Güç ve Kazanma İradesi” isimli bir kitap almıştım. Yazarı Joe Herbert, Cambridge Üniversitesi’nde nöroloji profesörü.
Herbert, erkek bedeni ve beyninin testosteronun eseri olduğunu yazıyor.
Sadece erkek cinselliğinin değil, saldırganlık, rekabetçilik, risk alma hevesi gibi huylarımızın da kaynağı bu hormon.
Bu hormon insanlığın başlangıcı olarak hangi efsaneyi, dini inancı, bilimsel teoriyi kabul ederseniz edin o günden beri “erkek” denilen canlı türünün hem varlık nedeni hem de insanlığa sunulmuş bir laneti.
Belki o ilk çağlarda insanlığın gelişmesine ve ilerlemesine katkısı oldu ama günümüzün........
