Algoritma beni Tai Chi tuzağına nasıl düşürdü?
Bu bana algoritmanın bir oyunu mudur; yoksa başka bir şey midir bilmiyorum ama başım Tai Chi ile dertte.
Elimi ne zaman cep telefonuma atıp sanal alemde ne dümenler dönüyor, kim kime saydırıyor, kim en güzel, kim en zengin, kim en güzel yemeği yiyor diye baksam karşıma o çıkıyor.
Yaşlı bir adam figürü bu. Elle çizilmiş gibi görünüyor ama büyük olasılıkla bilgisayarda yapılmış.
Genç bir kadın o arada görüntüye giriyor. Bazen de genç bir erkek.
Babalarının bilmem kaç yaşında Tai Chi’ye başladıktan sonra ne kadar zinde olduğunu ne kadar yakışıklı olduğunu filan anlatıyorlar.
O çizgi adam bunların babası mıdır, yoksa başka birisini mi temsil ediyor, bu konuda da bir fikrim yok doğrusunu isterseniz.
Düşünüyorum, acaba daha önce böyle şeylerle ilgilendim de ondan mı şimdi bu reklam bombardımanına maruz kalıyorum diye.
Hayır, böyle bir şey hiç olmadı.
Hiç ilgimi çekmeyen bir şey. Zaten telefonuma bir uygulama indirip ona bakarak kaslarımı geliştirmeyi filan aklımdan geçirdiğim gün hemen bir hekime görünmek isterim mesela.
“Bana bir şeyler oluyor, yetiş doktor” diyerek!
Yanlış anlaşılmak istemem, cep telefonu uygulamalarına bakarak sağlıklı yaşamaya çalışan arkadaşlarım var, dışardan bakıldığında hepsi normal insanlar.
Ama bana tuhaf geliyor, ne yalan söyleyeyim.
Bir de şu var ki o reklamdaki çizgi adamların yaptığı şey, benim Pekin’de, Saygon’da, Hanoi’de filan gördüğüm Tai Chi hareketlerine hiç benzemiyor.
Kendisini “kültürler arası gezgin” olarak tanımlayan Yao Yue isimli bir genç kadın “Tai Chi” uzmanı olarak bu uygulamalardan birini incelemiş, izlenimlerini Medium’da yayınladı.
Şöyle anlatıyor:
“Yıllarca dövüş sanatlarıyla uğraşmış (ve herkes gibi birkaç inatçı kiloyla mücadele eden) biri olarak, ilgimi çekti. Pazarlama stratejisi muhteşem. Bir hayal satıyor: Minimum çaba, maksimum sonuç. Ben de kredi kartımı çıkardım, kaydoldum ve 30 gün boyunca denedim.”
Dolandırıcılık mı?
“İşte dürüst, sansürsüz değerlendirmem. Dolandırıcılık mı? Hayır. Paranıza değer mi? Bence kesinlikle hayır.”
Ve şöyle devam ediyor:
“Mad Muscles uygulamasındaki egzersizler, yavaş çekimde yapılan genel jimnastik hareketleri gibi geliyor. Gerçek Tai Chi ise iç yapı (Shenfa) ve mekanik (Kua katlanması ve ağırlık kaydırma gibi) ile ilgilidir. Uygulama, size Tai Chi’nin “görünümünü” veriyor ancak kalori yakmayı sağlayan “motoru” içermiyor. Doğru iç gerilim olmadan, aslında sadece kollarınızı sallıyorsunuz. Sizi rahatlatabilir, ancak reklamlarda vaat ettikleri gibi karın bölgesindeki yağları yakmaz.”
Yao Yue, “Tai Chi yürüyüşü” dişe bir şey öneriyor ki internette bedava sitelerden baktım, o şekilde bu İstanbul sokaklarında yürümeye kalksam peşime bir ordu çocuk takılır: “Deli, kulakları küpeli” diyerek!
Adımlar bir kuşu avlamak üzere plan yapan bir kedinin, kuşa yaklaşırken attığı adımları andırıyor. Dikkatli, sessiz, çok yavaş! Ayağını kaldırıyor ve tekrar yere koyana kadar bayağı bir süre geçiyor. Tıpkı onun gibi bu yürüyüş.
Böyle yürümek bana uymaz ama internette sizin için bir bedava site buldum, buradan bakabilirsiniz.
Bir saat böyle yürürseniz 350 kalori yakabiliyormuşsunuz ki bir duble viskinin 200 kalori civarında olduğunu hesaba katarsanız, akşamki iki dubleyi yakmak için iyi bir yol olabilir.
Tai Chi reklamlarının ve sokak ortasında, parkta filan Tai Chi yapanların videolarının sosyal medyada her zaman karşımıza çıkmasının nedeni ise bunların yüksek izlenme süreleriymiş.
Tai Chi videoları yavaş ve akıcı hareketlerden oluştuğu için insanlar videonun sonuna kadar bekliyor veya tekrar izliyorlarmış.
Bu nedenle de sosyal medya algoritmaları için bu tür içerikler “değerli ve ilgi çekici” kategorisinde yer alıyor.
Yağmur gibi yağıyor
Son yıllarda birçok kişiyi kendisine çeken “kendine iyi bak” akımı ile ilgili içerikler de sosyal medyada çok izleniyormuş.
Onun için bir kere böyle videolarla ilgilendiğinizi anladıklarında yağmur gibi yağdırmaya başlıyorlar.
Öte yandan Tai Chi videoları genellikle “kaydet” ve “paylaş” gibi etkileşimleri yüksek oranda alıyorlar. Bu da Tai Chi görsellerinin ve reklamlarının viral bir şekilde yayılmasına neden oluyor.
Bu videolarda dil ile ilgili bir sorun da yaşanmadığı, görselliğe dayandığı için kullananı daha fazla ekranda tutma hedefini kolaylaştırıyormuş.
Yani anlayacağınız her ne kadar hatırlamıyor olsam da belli ki bu tür bir şeyi izlemişim ya da birisi benimle paylaşmış ve atılan serpme ağa takılan balıklardan birisi de ben olmuşum.
Bu vesileyle bir bilgiyi daha paylaşayım; UNESCO geçtiğimiz yıl 21 Mart’ı “Dünya Tai Chi Günü” ilan etmiş.
İlk kez bu yıl kutlandı ama ben bu yazıyı yazana kadar böyle bir günün varlığından haberdar bile değildim.
“Hareket halinde meditasyon” diye tanımlanan Tai Chi’de hedef zihinsel ve fiziki dengeyi sağlamak.
Düşündüm ki memlekette birisinin kesinlikle bu Tai Chi’ye başlaması lazım ama o ben değilim!
Portakal Çiçeği Karnavalı
Geçtiğimiz hafta sonunu Portakal Çiçeği Karnavalı’na katılmak için Adana’da geçirdim.
Bu karnaval, halen Türkiye’nin sokakta kutlanan tek festivali.
Bizimki gibi bir turizm ülkesinde niye bir tane daha yok diye sormayın.
Bu işler, paradan puldan daha önce adanmış insan ister, bizde adanmış insan bulmak biraz sorun olabiliyor.
Adana’da Portakal Çiçeği Karnavalı düzenleme fikrinin babası ki kendisi de Adanalı, Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt.
Bu karnavalı gençlik yıllarından beri hayal edermiş. Hayallerini gerçekleştirme fırsatını bulan şanslı insanlardan biri yani.
Türkiye’nin sokakta kutlanan tek festivali yine rengarenkti
Bu yıl karnaval 14. kez düzenlendi.
14 yıl! Türkiye gibi her şeyi kısa sürede tüketmeye alışılmış bir ülkede böyle bir karnavalı 14 yıl sürdürebilmek, bunu politikadan bağımsız olarak sürdürebilmek büyük marifet.
Adana bir süre yaşayan herkesin kabul edeceği gibi neşeli bir şehir.
Bu karnaval hepimize bunu bir kez daha hatırlatıyor ki eskiden olduğu gibi birlikte gülüp eğlenebiliriz.
Ali Haydar Bozkurt siyasetin s’sinin karıştırılmadığı bu karnavalın “bize eski günlerdeki neşemizi hatırlattığını” söylüyor.
14 yıl bir insan ömrü için kısa sayılmayacak bir süre.
Ama bir kentin, hele de Adana gibi tarihi milattan önce 6 binlere ulaşan tarihi bir kentin hayatında ise çok kısa bir süre. Bir göz kırpması için geçen süre kadar bile değil yani.
Bu tür sokak festivallerinin en ünlüsü Rio Karnavalı’nın bir “samba festivali” olarak ilk kez 1917’de düzenlendiğini söyleyeyim ki Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’nın nasıl bir yoldan geçeceği gözümüzün önünde canlanabilsin.
İspanya’da Valencia yakınlarındaki Bunol köyünün “domates festivalinin” 1945’ten beri düzenlendiğini biliyorum.
Karnaval hepimize birlikte gülüp eğlenebileceğimizi hatırlattı
Son festivale 15 bin kişi katılmış, 120 ton domatesi birbirlerine fırlatmışlar, fotoğraflarını sosyal medyada, gazetelerde filan görmüş olmalısınız.
Bu karnavalı ileride Antalya Altın Portakal Festivali’ne yaptığımız gibi siyasi kavgalara, siyasi küçük hesaplara kurban etmemeyi başarırsak bir 30-40 yıl sonra böyle uluslararası bir ün niye kazanmasın?
Katılımcı sayısının her geçen yıl artmasının kente getirdiği ekonomik canlılığı anlatmaya bile gerek yok.
Hep bu örneği veriyorum, artık kabak tadı da vermiş olabilirim ama Cannes Film Festivali ile Antalya Altın Portakal Film Festivali arasında sadece 16 yıl fark var.
İki festivalin dünyadaki etkisini karşılaştırmaya bile olanak yok.
Antalya, bugün Cannes kadar şöhretli değilse bunun tek nedeni aklımızı kullanmak ve ortak bir değeri büyütmeye çalışmak yerine birbirimizi yemeyi tercih etmemizdir.
Adana, bu işleri siyasete alet etmenin nelere mal olacağını biliyor.
Her şey atılan bir adımla başlıyor ve Adana o adımı bugün için iyi atmış görünüyor .
Oksijen'den alınmıştır.
