menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rolling Stones: Hâlâ süper müzik yapan ergen moruklar

38 0
08.03.2026

Ben bir Boomer olarak neredeyse çağdaş olduğum bu efsanevi müzisyenlerle beraber büyüdüm. Yukardaki karikatür Mick Jagger ve Keith Richards’ı piramitlerin yapımında işçi olarak canlandırıyor. Yani o kadar ihtiyarlar. Ama maşallah hâlâ fişek gibiler. Onlara kötü alışkanlıklarını bırakmalarını tavsiye eden doktorların hepsi eceliyle ölmüş.

Fıkraya göre Tanrı Havva’yı yarattıktan sonra Adem’e “Bak Adem, bu Havva. Onu her zaman sevecek ve koruyacaksın” demiş. Adem de “Süper” demiş, sonra bir köşede gitar çalıp dalgasını geçmekte olan Keith Richards’ı göstermiş, “Peki bu kim?” diye sormuş. Tanrı “Bilmiyorum” demiş. “Ben geldiğim zaman o buradaydı”.

1962’de Londra’da kurulan efsane topluluk Rolling Stones yalnızca süper müzik üretmemiş, bir tavır, bir duruş ve bir kültür yaratmıştır. Blues’un çamurlu Mississippi kıyılarından ve Chicago gettosundan yükselen ruhunu alıp İngiliz asi enerjisiyle birleştirmiş ve ortaya zamana meydan okuyan bir ses çıkarmıştır.

Sahneye çıktıklarında merkezde her zaman o bitmeyen enerjileri vardır. Mick Jagger’ın kıvrak ve atletik performansı, karizmatik sahne hakimiyeti ve yanında gitarını sanki vücudunun bir parçasıymış gibi taşıyan Keith Richards’ın gevşek ama ölümcül riff’leri rock tarihinin en güçlü yaratıcı ortaklıklarından birini oluşturmuştur.

Rolling Stones’un büyüsü hamlıktan korkmamasında saklıdır. Müziğinde kir, ter ve gerçek hayat vardır. Grup steril bir rock üretmez. Sokağın nabzını, dönemin politik gerilimini, aşkın karanlık ve tutkulu yanlarını notalara döker.

Belki de en etkileyici faktör onların bir nostalji grubu olmadığıdır. Kendilerini sürekli yenilemişlerdir. Turneler, dev stadyum konserleri ve hâlâ binlerce insanı ayağa kaldıran performanslarıyla rock’ın yaşlanmadığını kanıtlamışlardır.

Müziğin sınır tanımaz öncüleri

Rolling Stones'u diğer gruplardan ayıran en büyük özelliği müzikal açıdan hiçbir kalıba sığmamalarıdır. Axl Rose "Rolling Stones akıllarına estiği gibi müzik yazıyor" demişti. Rock onların kimliğinin bir parçasıdır ama asıl büyü blues, country, soul ve caz gibi türleri kusursuz bir şekilde harmanlamalarında gizlidir.

Keith Richards 18 yaşında Mick Jagger'la tanıştıktan sonra ikili Chicago blues ustalarının müziğine tutkuyla bağlanır. Bu köklü blues sevgisi grubun otantik ve yere sağlam basan bir sese sahip olmasını sağlar.

Rolling Stones'un büyüsü bir tür kontrollü kaos yaratabilme yeteneklerinde gizlidir. Uncut dergisi grubun enstrümanlarını hiçbir başka gruba benzemeyen bir şekilde çaldığını yazar. "Hem dağınık hem sofistike hem garaj müziği gibi ham, hem hassas”.

Grubun altın çağı olarak kabul edilen 1968-1972 arası dönem Beggars BanquetLet It BleedSticky Fingers ve Exile on Main St. gibi başyapıt albümlerle doludur.

Rolling Stones 1960'lardan günümüze her on yılda bir liste başı yapan albümlere imza atarak eşsiz bir başarıya imza atmıştır. 2023'te yayınladıkları Hackney Diamonds albümüyle 60 yılı aşkın kariyerlerine rağmen hâlâ üretmeye ve ilgi odağı olmaya devam ettiklerini kanıtlamışlardır.

Rock müziğin kalbi hâlâ atıyorsa bu büyük ölçüde Rolling Stones’un sayesindedir.

The Rolling Stones: Paint It Black / Siyaha Boya (2009)

Rolling Stones'un 1966 çıkışlı Aftermath albümünün açılış parçası olan Paint It Black bir rock klasiğidir. Yasın, umutsuzluğun ve içsel karanlıkla yüzleşmenin sınırlarında dolaşan, edebi ve psikolojik derinliği olan bir başyapıttır.

1960'lar Vietnam Savaşının gölgesinde toplumsal çalkantıların ve artan bir karamsarlığın hâkim olduğu yıllardır. Şarkının yaydığı umutsuzluk ve anlamsızlık duygusu savaşın yıkımını yaşayan ve tanıklık eden kitlelerin duygularına tercüman olur.

Paint It Black Brian Jones'un unutulmaz sitar riff’iyle başlar. Bu mistik hava rock müziğine Doğunun egzotik ve hipnotize edici dokunuşunu getirir.

Paint It Black’i güçlü kılan unsurların başında sözlerindeki evrensel ve sarsıcı temalar gelir. Şarkı sevgilisini kaybetmiş bir adamın yaşadığı tarifsiz acıyı, depresyonu ve dünyadan kopuşu anlatır. Jagger'ın James Joyce'un Ulysses romanından ilham alarak yazdığı sözler renkler üzerinden güçlü bir metafor dünyası kurar.

Kırmızı bir kapı görüyorum ve siyaha boyanmasını istiyorum” dizesi hayatın canlılığını, tutkuyu ve aşkı simgeleyen kırmızının bile artık dayanılmaz olduğu bir ruh halini betimler. Kırmızı kapı belki geçmişe açılan ve acıyı hatırlatan bir geçittir. Bu yüzden yok edilmeli, siyahın örten, unutturan ve hissizleştiren kucağına gömülmelidir. 

Artık hiç renk olmasın, hepsinin siyaha dönmesini istiyorum” çığlığı dış dünyayla tüm bağların koparılıp tamamen içe kapanma ve duygusal bir uyuşukluk haline sığınma arzusudur.

En yıkıcı an “İçime bakıyorum ve kalbimin siyah olduğunu görüyorum” dizesiyle gelir. Burada siyah artık bireyin özüne........

© T24