menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İki lahmacun bir ayran lütfen

13 0
tuesday

Son on yılın marifeti bütün bunlar!  

Cep telefonuyla yaşamımız hızlandı, ucu ucuna yaşıyoruz artık; hayatı eskitip, geride

perişan hâlde bırakarak. 

Spinoza’nın dediği hatırlanmalı; "Biz hızlandıkça elimizden kaçan hayattır", diyordu. 

Beslenme, gıda ve mutfak kültürümüzde hayatı elimizden alan bu sürate motosikletli kuryeler

eşlik ediyor. 

Artık mutfak kapısından çıkan tepsiler yok, hep beraber oturduğumuz sofralara tabaklar

taşınmıyor.  

Salondaki kanapede, rahat minderimizde, kucağımıza "mamalarımız" geliyor. Mutfak kapısı yerine apartman daire kapısında zil çalarak, telefonumuza mesaj gönderilerek ulaşıyor

yiyeceklerimiz. 

"İki lahmacun bir ayran lütfen! Hemen gelir mi, tamam, bekliyorum…"

Bütün kentlerimiz ve tabii, en başta, İstanbul’u saran motosiklet çılgınlığı bir yana dursun; o ayrı bir mevzunun eleştirisi.  

Sürücüsünün başına oturttuğu, güya bir sadme olursa kafasını koruyacak olan kaskın askısını çenesinde iki yana sallandırıp bindiği, bakımsız ve kırık dökük motosikletlerin istilasındadır şehirlerimiz; vızır vızır dolaşıyorlar, pentatlon yapar gibi kaldırımlara çıkıp kalabalık arasında kay kay kaydırırcasına maharetle geçmeyi marifet sanıyorlar.  

Başka çareleri de yok, aslında… İki lahmacun bir ayran kapıya yetiştirilecek, bahşişi alınacak; hayat yaşanmadan hızla tüketilecek.  

Motosikletlerin pürtelaş kapılara taşıdıkları, sanır mısınız ki, "mükellef bir taâm" sofrasının yiyecekleridir. Eskilerin deyişiyle, motosiklet arkasındaki kutuda taşınanlar "nimetlerle müzeyyen bir sofra" değildir. Pizza, hamburger yahut lahmacundan oluşan, insanlık kültürünün asırlar boyu geliştirdiklerinden arta kalmış birkaç kırıntı… Bir de ayran yahut kola cinsinden meşrubat… 

Bir vakitten beri gözlemlediğim, eğer yaşadığımız apartman dairesinin penceresinde oyalandığım zamanlar olursa tuhaf bir alışveriş ilişkisini seyrettiğim sahneyi, mekânı tanımlamalıyım, ki ufacık bir pakette yoksulluk sınırında yaşamakta olan insanlara sunulan, bu ayağa kadar taşınmış atıştırmalığın hikâyesini anlatabileyim. 

Yaşadığım yer, İstanbul’da, Taksim Meydanına beş dakikalık yürüme mesafesinde, Harbiye semtindedir; Vatikan Elçiliğinin mahallesinde Papa Roncalli sokağa komşuyuz.  

Bilen bilir, bir üstümüzde Taksim’den Şişli-Nişantaşı’na uzanan Cumhuriyet Caddesi var; üzerinde Hilton ve Divan otelleri gibi şık ve zengin mutfağı olan yapılar da bulunan, trafiği de her daim gürültülü şehrin merkezidir. 

Ama bizim mahalle sakin, sormayın pek........

© T24