Türkiye Radyo Televizyon Kurumu…
Yazıma başlamadan, çok önemli bir hususu belirtmek istiyorum. Bu yazıda bir olay ve sebebiyet veren şahıs anlatılıyor. Bu şahsın kişiliğini değil, bulunduğu koltuktaki bir davranışının nedenini inceliyor ve kritik ediyorum.
Kendisi bu manada bana teşekkür etmeli…
Olay şu; resmi dikkat ile inceleyin ltf. Liverpool taraftarları, Atatürk’ün “YURTTA SULH CİHANDA SULH” sözcüğünü Galatasaray maçında asmışlar. Ben önce bunu TRT yaptırıp taraftarlara para verip göstertti sandım. Bir ülkenin, böyle bir dönemde siyasi kanaatinin yabancılar tarafından dünyaya gösterilmesi inanılmaz bir avantaj. İspanyol başbakanının sözleri kadar efektif. Meğer ben çok yanılmışım… TRT maç yayını esnasında bunu sansürlemiş…
Gelelim yazıma… Ankara Radyosu 1927 yılında Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi tarafından kuruldu. 1938'de bugünkü ikonik Dil Tarih Coğrafya Fakültesi yanındaki RADYOEVİ binasına taşınmış.
Bu yıllarda çocuklar için bir “Radyo Çocuk Kulübü” adı ile “Ayşe Abla’nın yönettiği çocuk programı yayına girmiş. Daha sonra 1941'de adı “Çocuk Saati”ne çevrilmiş. Türkiye'nin en köklü çocuk programlarından biri olarak kabul edilen, pedagojik temelli bir radyo klasiğidir. Programın ilk dönemlerinde Ayşe Ablayı takiben edebiyatçı ve yazar M. Kamil Su döneminde yeniden şekillendirilmiş, eğitim ve sosyal beceriler kazandırmayı amaçlayan bir "radyo okulu" niteliğine dönüşmüştür.
Annem programa katkı veren yazarlardan biri idi. Bana torpil yaptı; 1957 yılında Mükerrem Hanım beni Söz Temsil bölümüne aldı. Ben düzgün Türkçe konuşmayı burada öğrendim. Daha sonra üniversite okurken radyoda İngilizce-Türkçe spikerlik, reklam seslendirmesi, müzik programı vs. yaptım.
Birçok ünlü tiyatro ve seslendirme sanatçısı kariyerine çocuk yaşta bu programda başlamıştır. Yani “yayın dünyasına” 1957'de Ankara Radyosu elemanı olarak girmiş oldum.
İlk TV yayını TRT olarak 31 Ocak 1968 günü yapıldı. Ankara Radyosunun haber spikerlerinden Nuran Devres, Zafer Cilasun açılış ve haberleri okudular. Ben de rahmetli Zafer’den sonra spor haberlerini okudum.
Daha sonra da mesleğimin tamamen dışında olmasına karşın, TV dışında aktüalite, endüstri ve köşe yazarlığı yaptım.
Yıllar içinde “yayıncılık (broadcasting)” kendi ilkesi doğrultusunda gelişmeli, “olay ve bilgiye dayanan doğru haber” olarak verilmeli idi.
1964'te devlet tarafından Ankara Radyosu TRT Kurumuna dönüştürüldü. Dönüştürüldü, çünkü bu konuda yetişmiş yeni bir “şahıs” yoktu. TRT kendi elemanlarını kendisi yetiştirecekti. O tarihlerde Radyo Evi program ve kursları, yurt dışı kursları (daha çok BBC İngiltere ve VOA; ABD) kullanıldı. Bugünlerin neler getirdiğine; en tepedeki, kuruma şekil veren, yönetim hakkında karar alması gereken şahısları inceleyerek karar verelim. Fabrika olsa üretilen mallara bakarız. TRT’de ise üretim, konulan kurallar çerçevesinde profesyonellik sergilenir. Resim ve söz ile…
En tepedeki ilk profesyonel ile (1964) sonuncusunu (2026) inceleyelim. Tam 62 yıl geçmiş.
Birincisi Mahmut Tali Öngören… Gazeteci, yazar (D. 28 Mart 1931, İstanbul - Ö. 13 Ekim 1999, İstanbul). Hayatı boyunca sadece yayıncılık ile uğraştı. TRT televizyonunun kurulmasına öncülük etti, birçok ilke imza attı.
Ünlü şair ve çevirmen Talat Halman’ın teyzesi oğludur. İstanbul Robert Kolej (1951), 1955 Columbia Üniversitesi'nin Radyo-TV Yayıncılığı Bölümü'nden mezun oldu. Ankara Radyosunda program (1959) ve radyo müdürü (1962) olarak çalıştı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulunda öğretim üyeliği (1972-80) yaptı. Ankara Film Festivalinin kuruluşuna öncülük etti. Çağdaş Gazeteciler Derneğinin genel başkanlığını yaptı. İnsan Hakları Derneğinin kurucularındandı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyesi idi. Türkiye'de ilk Sinematek'i ve Ankara Uluslararası Film Festivali'ni kurmuş, İnsan Hakları Derneği, Dayanışma Yayınevi, İnsan Hakları Vakfı ve TİHAK (Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı)'nın kurucu üyeleri arasında yer almış (TİHAK - Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı - ilk geçici yönetim kurulu üyesi iken 1999’da ölmüştür). Bazı eserleri;
Sinema ve televizyon konularında kaleme aldığı yazıları Milliyet, Cumhuriyet, Bilim ve Sanat, Milliyet Sanat, Gösteri, Sanat Olayı, Akis, Video, Sinema gibi gazete ve dergilerde yer aldı.
Televizyona Açılan Pencere (1972), TV Piyes Yazarlığı (1973), Senaryo Yazma Tekniği (1976), Sinemada Kadın ve Cinsellik Sömürüsü (1982), Senaryo ve Yapım (1 ve 2, 1985-88), Ayıptır Söylemesi TRT’nin İçinden (1983), Sinema Diye Diye (1985), Yapım Tekniği (1993).
Ben kişisel olarak Mahmut Abim hakkında bir şey söylersem kesin taraflı olurum. O benim idollerimden biri idi. Onun için yıllarca beraber çalıştığı arkadaşları onun hakkında ne düşünüyor diye araştırdım.
Çalışma arkadaşları ve dostları, onu "öğretici", "mütevazı" ve "ilkeli" bir kişilik olarak tanımlıyorlar. Bıraktığı temel izlenimler şunlardır: Usta-Çırak ilişkisi ve öğreticilik: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi (İLEF) ve TRT, oradaki genç gazeteciler ve sinemacılar için bir okul görevi görmüş. Ciddiyeti ve espriyi bir arada yürütebilen karakteri, çalışma ortamlarında dengeleyici bir unsur olmuştur. Gazetecilik ve sinema eleştirmenliği alanındaki etik duruşu, çalışma arkadaşlarının ona duyduğu saygının temel kaynağıdır.
Mahmut Tali Öngören böyle bir kişi idi.
Son (güncel 2026) TRT yöneticisi Prof. Mehmet Zahid Sobacı gelince; onu hiç tanımadığım için bilgiyi Vikipedi’den aldım.
Prof. Sobacı, 1980 yılında Tokat'ın Niksar ilçesinde doğdu. 2001 yılında Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun oldu. 2005 yılında Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans, 2009 yılında ise Kamu Yönetimi Anabilim Dalında doktorasını yaptı. Ardından 2013 yılında doçent, 2020 yılında ise profesör oldu. 2018-2021 yıllarında C. Başkanlığı İletişim Başkanlığı Başkan yardımcısı olan Sobacı, 2019 yılında da Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu başkanı olarak atandı. 14 Temmuz 2021 tarihinde İbrahim Eren'in yerine TRT Genel Müdürü oldu.
Mehmet Zahid Sobacı evli ve 2 çocuk babasıdır. Ayrıca eski Tokat milletvekili Bekir Sobacı'nın oğludur.
Ayrıca; diye ilave ettiklerine göre bir de babası Bekir Sobacı için baktım. 1953 doğumlu, MSP ve Fazilet Partisi Tokat milletvekili. Farsça, Arapça biliyor. 24.12.1995 genel seçimlerinde Refah Partisinden, 18.04.1999 genel seçimlerinde Fazilet Partisinden XX ve XXI inci Dönem Tokat Milletvekili seçilerek TBMM’de yasama çalışmalarına katılmış. Meclis Genel Kurulunda yaptığı bir konuşmada “Sütü bozuk 28 Şubat süreci...” sözleri üzerine, TC Anayasasının 84. madde hükmü gereğince milletvekilliği düşürülmüş.
(28 Şubat Olayı, 1997'de Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonucunda alınan kararlarla başlayan, "irticaya karşı mücadele" adı altında ordunun ve bürokrasinin siyasi alana müdahalesiyle gerçekleşen ve koalisyon hükümetinin istifasına yol açan siyasi bir süreçtir; bu süreç, dinî hassasiyetler ve temel haklar açısından önemli ihlallere neden olduğu için "post modern darbe" olarak da bilinir. Anayasa’nın 84. maddesinin son fıkrası, “milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görevi sürdürmekte ısrar eden milletvekilinin vekilliğinin düşmesini düzenler. Bu durum, yetkili komisyonun raporu üzerine TBMM Genel Kurulu'nun gizli oyuyla karara bağlanır.”)
Epey dikkat ile araştırdım. Eserleri bölümünde normal doktora, doçent ve profesör olmak için gereken çalışmalar dışında bir şey yok. Yayıncılığa zorlayarak benzeyecek yegâne şey; sosyal medya, Twitter üstüne yapılmış bir yazı. (Political use of Twitter: The case of metropolitan mayor candidates in 2014 local elections in Turkey - Twitter’ın siyasi kullanımı Türkiye’de 2014 yerel seçimlerin metropol belediye başkanlığı adaylarının vakası)
Prof. Sobacı'yı anlatanlarda kişiliği ile ilgili bilgi yok. Yazılanlar çok klasik “Sayın Genel Müdürüm!!” yazıları.
Mesela çalışma arkadaşlarıyla ofis ortamı dışında, doğrudan çalışma alanlarında (haber merkezleri, stüdyolar vb.) bir araya gelerek motivasyon sağlarmış. Örneğin her yıl 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında haber merkezlerini ziyaret ederek çalışanlarla doğrudan temas kurmakmış.
Arkadaşlarında millî hassasiyetleri gözeten bir perspektife sahip olmalarını, yayıncılık anlayışının temel taşı olarak görmekteymiş... TOGG gibi yani, yerli ve millî yayıncılık??
Başka bir şey eklemek gerekir mi bilmiyorum!! Ne diyordu bir AKP yöneticisi? Neredeeen nereye…
