Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü'nde telif haklarının tarihi
“23 Nisan” tarihi UNESCO tarafından 1995 yılında “Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü” olarak ilan edilmiş; bu yolla kitap okuma teşvik edilirken uluslararası alanda yayıncılık ve telif hakları koruma altına alınmaya çalışılmış.
Erken çağlarda sözlü olarak nesilden nesile geçen, topluluk içinde tekrar tekrar aktarılan hikâyeleri herkes sahiplenerek anlatmış; bu konuda bir kısıtlama yapmak yüzyıllar boyunca kimsenin aklına gelmemiş. Yazının icadı sonrasında da durum değişmemiş; çok az sayıda insan okuryazar olduğu için asırlar boyunca “telif hakkı” sorun teşkil etmemiş.
Kültürler arası ilişkilerin gelişmesiyle eksikliği anlaşılan ve yüzyıllarca süren bir mücadele sonrasında yasalarla korunması yolunda fikir birliğine varılan “telif hakkı” düşüncenin üretime dönmesini, sanatın girişimcilikle buluşmasını sağlamış. Telif hakkı, zaman süreci içinde pozitif hukukun bir mekanizması olması yanında estetik değer üreten yaratıcı akılların maddi karşılık bulmasını, zihinsel tasarımların gelire dönüşmesinin yolunu açmış.
1500 yıl önce kanlı biten telif hakkı anlaşmazlığı
Telif hakkı hakkında bilinen ilk serzeniş 500‘lü yıllarda dile getirilmiş; belgelenmiş ilk telif hakkı anlaşmazlığı, 6. yüzyılda kayda geçmiş.
İskoçya'nın Argyll - Bute Bölgesinde yer alan küçük yüzölçümlü Iona Adasında yaşayan rahip Columba, Finnian isimli birinden ödünç aldığı kitabın tamamını izin almadan elle kopyalayarak çoğaltmış. Kitabını geri aldığında durumu fark eden Finnian, kopya kitabın da iadesini istemiş, alamayınca da Kral Dermot'a başvurmuş. Dermot, kopyanın Finnian'a teslim edilmesini emretse de Columba bu karara uymayı reddetmiş ve kralın kararını dinlememiş.
Kral Dermot da emrini uygulatmak ve bu yolla otoritesini korumak için askeri güç kullanmış; tahminlere göre bu uğurda 3000 civarında insan yaşamını yitirmiş. Bu olay telif hakkının günümüzdeki gibi hukukun ince ayrıntıları üzerinde yaşanan bir anlaşmazlıktan ziyade güç gösterisiyle kan dökülmesini içerse de bilinen ilk telif hakkı mücadelesi olarak kayıtlara geçmiş.
6. yüzyılda, Rahip Columba'nın ödünç aldığı kitabı izinsiz çoğaltmasının yol açtığı olaylarda 3000 insan yaşamını yitirmiş
Kopyalama sorunu matbaa sonrasında ortaya çıkmış
Kopyalama izni verme, değerli bir eseri çoğaltma ve bu yolla bir gelir elde etme fikri matbaanın icadından sonra önem kazanmış. O ana kadar kopyalamak çoğu zaman toplumda izole olmuş bilim insanlarının uğraşıymış; bilgi paylaşımının dar boyutlu alanıymış.
Matbaanın icadı ve çok kısa sürede Avrupa ülkelerine dağılmasıyla antik çağlardan beri gelen yazmaların kopyaları üretilmiş, el yazmaları satılabilecek bir meta haline gelmiş; kitap basımı ve satışı kısa sürede karlı bir iş kolu olmuş.
Martin Luther'in yetkisi ve izni olmayan basımcıları uyaran 1525 tarihli söylemi “Stephan Pütter” sayesinde Almanya’da telif hakkı mücadelesinin temel metni haline gelmiş. Gelişmeye Kilise soğuk baksa da uygulama Avrupa çapında kök salmaya başlamış.
500 yıl önce korsan kitaplarla mücadele
Matbaanın ilk 100 yılı içinde krallar ve diğer yerel yöneticiler, kitap basma ayrıcalığını dilediği matbaacıya verdiği için yetki o matbaacıya ait oluyor, yetkilendirilmemiş kitaplar yasaklanırken izinsiz basım yapan matbaacılar tutuklanıyormuş. Yani matbaacılar, bastıkları eserler üzerinde hak sahibiymiş; basımda oluşan tekel sistemi yazardan ziyade matbaacıları destekliyormuş.
Matbaanın ilk yıllarında krallar ve diğer yerel yöneticiler, kitap basma ayrıcalığını dilediği matbaaya vermiş
1579 yılında Frankfurt Kitap Komisyonunda kopya kitap konusu tartışmaya açılmış ve izinsiz kopyalanmış kitapların Frankfurt ile Leipzig'deki ticaret fuarlarında satılmaması konusunda yöneticiler uyarılmış.
1618 yılında kurulan Paris Loncası eski kitapların herhangi bir hak talebi olmadan tekrar basılmasını uygun bulmuş.
1624 yılında yürürlüğe giren “tekel tüzüğü” büyük ölçüde patentlerin koruma süresine benzetilerek hazırlanmış; Fransa’da 1649 ila 1665 yılları arasında yapılan kitap ticaretinde yeni basılacak kitaplar için telif ayrıcalığı sağlamış.
Kitapçılar Savaşı
İngiltere'de telif hakları 1662 yılındaki lisanslama yasasına yapılan itirazla ortaya çıkmış; Wedderburn ve Blackstone davaları olarak bilinen anlaşmazlığın davacı avukatları yaptıkları savunmada “Matbaacılar Birliği’nin” tüzüklerini eksik bulduklarını, telif hakkının bu birliğin kuruluşundan çok daha önceye dayanması gerektiğini dile getirmişler. Avukatlar matbaalara basım ayrıcalıkları verilme yetkisinin kökenini 1471 tarihinde Caxton tarafından İngiltere'de kurulan matbaaya kadar geri götürmüşler ve kralın bu işe karışamayacağı, başkasının haklarına müdahale edemeyeceği, telif hakkında yetkisinin olmadığını savunmuşlar.
İngiltere’de Wedderburn ile Blackstone arasındaki telif hakkı anlaşmazlığı 1662 yılında mahkemeye taşınmış
İskoçya ile Londra yayıncıları arasındaki "kitapçılar savaşı" olarak adlandırılan bu anlaşmazlık 1667 yılında ortaya çıkmış; kralın izniyle basılan kitaplara karşı ihtiyati tedbir kararı talep edilmiş. Kralın telif konusunda yetkilerini sınırlama düşüncesi sanayi devrimine doğru yaklaşıldığı sırada yeni teknik gelişmelere hazırlık olarak algılanırken açık toplum fikri öne çıkmış; yaratıcılığın ve yatırımcının haklarının korunmadığı bir ortamın yolsuzluğa açık bir sisteme neden olacağı dile getirilmiş.
İlginçtir, İngiliz İç Savaşı'nın nedenlerinden birinin, I. Charles'ın telif haklarını görmezden gelerek yakın çevresine tanıdığı imtiyazlardan kaynaklandığı bile bazı çalışmalarda öne sürülmüş!
Benzer sorun Fransa'ya da sıçramış; Paris merkezli kitap üreticileri ile taşra kitapçıları arasındaki çatışma başlayınca Fransız Parlamentosu'nun matbaa loncalarının tekelini sınırlandırmaya yönelik çeşitli girişimleri olmuş.
İlk telif hakkı yasası 1710 yılında çıkmış
İngiliz Parlamentosu tarafından 1710 yılında yürürlüğe konulan “Anne Tüzüğü”, telif hakları konusunda çıkarılan ilk yasa olmuş; kitabın çoğaltılmasına izin verme hakkını kraldan alıp yazarın eline vermiş.
İngiliz Parlamentosu tarafından 1710 yılında yürürlüğe konulan “Anne Tüzüğü" modern telif hakkının başlangıcı olmuş
İlk kez “yazara” telif hakkı sahibi olması kavramını getiren yasa bu hakkın koruma koşullarını da belirlemiş.
Bu yasanın ardından, telif hakkıyla basılan eserlerin belli kütüphanelerde korunması ve kayıt altına alınması zorunlu hale gelmiş. Bu konudaki ilk kanun telif hakkı süresi boyunca yalnızca yazar ve eserlerini lisansladığı matbaacılara 14 – 21 yıllık bir telif hakkı süresi öngörüyormuş; istek halinde 14 yıl daha uzatılıyormuş. Bu sürenin ardından kitap kamu malı haline geliyor ve dileyen herkes kopyalamakta özgür oluyormuş.
Belirlenen süre kısa olsa da telif hakkı konusunda fikir üretimi sonraki iki yüzyıl boyunca nispeten sakin kalmış; baskı teknolojileri gelişirken ve kitap yayıncılığı ile ticareti ülkelerin ekonomilerinde ciddi ölçüde önem kazanırken eserlerin üzerindeki telif hakkı büyük ölçüde aynı kalmış.
Ünlü yazarlar telif hakkı üzerinde çalışmış
1735 Yılında çıkarılan yasada gravürcülerin hakları bir ölçüde ele alınmış ama el çizimlerinin Birleşik Krallık yasaları kapsamında korunması konusunda ciddi boşluk devam ediyormuş. Çünkü farklı kişiler aynı resimden gravür alabiliyor ve o yıllarda son derece canlı olan piyasada bilinen önemli çizimler telif ödenmeden kullanılıyormuş. Bu nedenle ünlü ressamlar ve gravür ustaları eserlerini sergilemeyi tehlikeli bulurken bilinen eserleri kopyalayıp satan gravür esnafı bu işten ciddi para kazanıyormuş.
1740 İla 1790 yılları arasında İngilizce, Fransızca ve Almanca konuşulan ülkelerde telif hakkı bir ölçüde akademik hassasiyet kazanmış; William Blackstone, Denis Diderot ve Johann Stephan Pütter gibi ünlü isimler kopyalama normları üzerinde çalışmışlar.
Diderot yazılarında yazara tanınan ayrıcalıkların devletçe onaylanmasını, öncelikli hakkın yazarda olduğunu söylemiş; el yazmalarının sahiplerinden izin almak ve bu izni hak sahibinin istediği oranda uzatılmasını isteme hakkından bahsetmiş.
Denis Diderot, öncelikli hakkın yazarda olduğunu, ayrıcalıkların devletçe onaylanmasını söylemiş
O güne kadar yazarın eserini kalıcı ve geri dönülemez bir şekilde kitapçıya ve haleflerine devretmesi yanında telif hakkının satılması, mirasçılara devredilmesi ya da başkalarına aktarılabilmesi ilk kez konuşulmaya başlanmış.
Amerikan anayasasında telif hakkı
ABD Anayasası telif hakkı hükmünü 1790 yılında uygulamaya koymuş; böylece telif hakkı yasasını benimseyen ikinci ülke Amerika olmuş. İngiltere’den örnek alınarak çıkarılan yasaya haritaların, grafiklerin ve kitapların kopyalanması da eklenerek Amerikalı hak sahiplerine 14 yıl süre tanınmış; istendiğinde de 14 yıl uzatma hakkı verilmiş.
ABD Anayasası telif hakkı hükmünü 1790 yılında uygulamaya koyan ikinci ülke olmuş
Yasa, yaratıcılara tekel hakkı vererek yazarları, sanatçıları ve bilim insanlarını özgün eserler yaratmaya teşvik etmeyi amaçlarken aynı zamanda "kamu malı" olarak tanımlanan eserlere tanınan geniş halk erişimi yaratıcılığın artmasını, "bilim ve faydalı sanatların" ilerlemesini teşvik etmeyi amaçlamış.
Bu yasada değişen şartlar göz önüne alınarak 1831, 1870, 1909 ve 1976 yıllarında önemli değişiklikler yapılmış.
Fransız Devrimi sonrasındaki telif hakları
Üçüncü modern telif hakkı yasası, devrimden sonra Fransa'da çıkmış; düzenleme süre bakımından İngiltere ve ABD'den farklı olarak hazırlanmış.
1793 yılında Fransız Ulusal Konvansiyonu tarafından hazırlanan telif hakkı korumasında hak sahibine yaşamı boyunca verilen süreye on yıl daha eklenmiş.
Bu önemli düzenlemede İngiliz doğumlu olsa da Amerika’nın Kurucu Babalarından olan mucit, filozof ve siyasetçi Thomas Paine’nin düşünceleri etkili olmuş. Fransız yasama organının bir üyesi olan Paine, o gün için devrimci söylem içeren düşünceleriyle Atlantik'in her iki yakasında şekillenen Aydınlanma Çağı insan hakları argümanlarını öne çıkarmış.
Güzel sanatlar da telif kapsamına alınıyor
Dünyanın ilk telif hakkı yasası olarak 1710 yılında Birleşik Krallıkta çıkarılan yasa 1842 yılında değiştirilene kadar yürürlükte kalmış. Sanatın farklı dallarını da telif kapsamı içine alan asıl düzenleme 1862 yılında “Güzel Sanatlar Telif Hakkı Yasası” olarak çıkmış. Üç tür sanat eseri yani gravürler, yeni yeni gelişmeye başlayan fotoğraflar ve resimler koruma kapsamına alınmış.
İngiltere 1862 yılında gravürleri, yeni icat olan fotoğrafları ve resimleri koruma kapsamına almış
1886 yılındaki Bern Konvansiyonunda uluslararası antlaşmalarla telif haklarına bir çerçeve çizilmiş ve özgün eser yaratıcıları için birçok fayda sağlanmış. Oluşturulan “Fikri Mülkiyet Hakları Ofisi” (IPRO) sayesinde dünyanın dört bir yanında yayınlanmış eserler kayıt altına alınmaya çalışılsa da konuya olan ilgi yıllar içinde azalmış; bazı devletler kendi yetki alanlarında isteğe bağlı olarak telif hizmeti verirken diğerleri bu konuda kayıtsız kalmış.
1872 yılında yazar, matbaacı ve kitapçı payları
1872'de 1 dolarlık kitap satışından elde edilen gelir şöyle paylaştırılıyormuş;
Perakende kitap satıcısına 40 sent,
Kâğıt üretimine 15 sent,
Kitap ciltçisine 15 sent,
Yazıcı ve kalıpçıya 10 sent,
Kalan 20 sent de yazar ve yayıncı arasında bölüşülüyormuş.
Sanayi Devrimi'nin yaşandığı yıllarda patlayan kitap satışlarında bazı yazarlar özel anlaşmalarla tüm haklarını satmak yerine, haklarını ellerinde tutarak zengin olmuşlar.
Fotoğraf sanat mı, mekanik ürün mü?
Gerek 1862 yılında İngiltere de farklı sanat dallarını koruma kapsamına alınması, gerekse de 1886 Yılındaki Bern Konvansiyonunda uluslararası antlaşmalarla kabul edilen yasaya rağmen fotoğrafın icadı, daha önce hayal bile edilemeyen yeni bir yaratıcılık yöntemi yaratmış ve resim ile fotoğraf arasındaki fark üzerine yoğun bir tartışma başlamış. Fotoğrafın yaratıcı bir eser mi yoksa doğada var olanın bir kopyası olup olmadığı o yıllarda çok konuşulmuş.
Tiyatro yıldızlarının fotoğrafçısı olan Napoleon Sarony, 1882 yılında çektiği yazar Oscar Wilde'ın fotoğrafından Burrow - Giles Lithographic Co şirketi izin almadan 85 bin adet çoğaltınca telif hakkı ihlali davası açmış.
Oscar Wilde'ın 1882 yılında izinsiz çoğaltılan fotoğrafı, fotoğraflara tanınan telif hakkını mahkemeye taşımış
Şirket fotoğrafların yalnızca mekanik ürünler olduğunu ve özgün eser olmadığını savunmuş ama yüksek mahkeme bu görüşe katılmamış; fotoğrafların Anayasa'nın telif hakkı maddesinde kullanılan anlamıyla "yazı" olduğunu ve Sarony'nin fotoğrafının yaratıcı ifadeyi somutlaştırdığını tespit etmiş.
Kayıt altına alınan sesin telif hakkı
Dünyada ilk kez bir sesin 9 Nisan 1860 tarihinde Parisli Edouard-Leon Scott de Martinville tarafından kayıt altına alınması müziğin canlı dinlenir olmaktan çıkıp depolanabilir- satılabilir, her istendiğinde tekrarlanabilir olmasının yolunu açınca müzik performanslarını kaydetme yeteneği, telif hakkı konusunda yepyeni bir sorun yumağının kapısını açmış. Bestecinin, icracının, kayıt yapanın ve dağıtımcının hakları hakkında yeni sorular gündeme gelmiş; gelirin her pay sahibine belli ölçüde paylaştırılması fikri ortaya çıkmış.
Sesin kaydedilmesi ve coğaltılması telif hakkı ihtiyacı doğurmuş
Ardından sinematografi alanında yaşanan gelişmelerle telif konusu tekrar gündeme gelmiş; yasalar bir romanın veya öykünün basılı olarak çoğaltılamayacağını açıkça belirtse de filme uyarlanması konusunu kapsamıyormuş. Sinemanın ilk yıllarında film şirketleri popüler kitapları hızla filme uyarlarken dönemin kitap yayıncıları, bu boşluğu kapatmak için yasaların değiştirilmesi için harekete geçmişler.
Sinematografinin gelişmeye başladığı yıllarda romanlar izinsiz filme çekilmiş
Radyo, televizyon, fotokopi, video kaset kaydedici, cd, dvd gibi 20. yüzyıl içinde ortaya çıkan teknolojik gelişmeler telif hakkı yasalarında değişiklik yapılmasını zorunlu kılmış; telif konusu farklı açılardan sık sık gündeme gelmiş.
20. yüzyılın gelişen teknolojileri telif haklarını sık sık gündeme getirmiş
Telif hakkı yaratıcı akılların farklı alanlarda ürettiği değerlerin mülkiyetinin sahiplerine geri dönmesine ve manevi hazzının ait olduğu yerde yaşamasını sağlamış. Telif sayesinde dünyanın dört bir yanında binlerce yazar, sanatçı, mucit, yayıncı, yatırımcı emeklerinin karşılığını alacağından emin olarak toplumu zenginleştiren eserler üretebilmiş; sanata ve geleceğin dünyasında önemli olacağı alanlara yatırım yapılabilmiş.
UNESCO dört yüzyılı aşkın süredir hayal gücü ve edebi değerleriyle tüm insanlığa ışık saçan William Shakespeare, Miguel de Cervantes ve Inca Garcilaso de la Vega'nın aynı tarihte yani 23 Nisan 1616 günü vefat etmelerinin anısına kitapların nesiller ve kültürler arasında bir köprü olma gücünü vurgulamak amacıyla bugünü “kitap ve telif hakkı günü olarak ilan etmiş.
Telif hakkı mücadelesi yanında bugün bize Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış yıldönümünü yad etmek, kurucu Meclis'in tüm vekillerini saygıyla anmak ve çocuklarımıza bırakacağımız aydınlık günleri hazırlamak düşüyor.
Güzellikleri biriktirmenizi dilerim.
https://copyrightservice.co.uk/copyright/history-copyright
https://intellectualpropertyrightsoffice.org/copyright_history/
https://books.openedition.org/obp/1060
https://alacc.org.au/the-history-of-copyright/
https://open.sydneyuniversitypress.com.au/files/9781920898458.pdf
https://www.copyhype.com/2014/07/a-brief-history-of-us-copyright-term/
https://www.copyright.gov/history/copyright-exhibit/evolution/
https://internationalpublishers.org/world-book-copyright-day-the-origin/
https://www.britannica.com/topic/publishing/Printed-illustrations
https://www.arl.org/copyright-timeline/
https://teachdemocracy.org/online-lesson/the-origins-of-patent-and-copyright-law/
