Duvarların gölgesinden sanatın özgürlüğüne: Sinop
Bu hafta sizi Türkiye’nin en kuzey ucunda, bir yanında Karadeniz’in sonsuz maviliği, diğer yanında yüksek taş duvarlarıyla bir zamanlar ülkenin en zorlu cezaevlerinden birine ev sahipliği Sinop’a götürüyorum.
Karadeniz Bölgesi’nin okuryazarlık oranı en yüksek kentlerinden biri olarak bilinen, bugünse sanatın ve kültürün canlı buluşma noktalarından biri hâline gelen bu şehir, özgürlük ile mahkûmiyetin, geçmiş ile geleceğin, doğa ile insanın iç içe geçtiği özgün bir hikayeye sahip.
Hepimizin coğrafya kitaplarında Türkiye’nin en kuzey noktası olarak öğrendiğimiz İnceburun, karanın denizle buluştuğu o uçsuz bucaksız hissi yaşatırken, Sinop Cezaevi bambaşka bir hikâyenin kapısını aralıyor. Bir zamanlar üç yanı denizle çevrili olan ve yüksek taş duvarlarla kuşatılmış faklı arkeolojik katmanlara ev sahipliği yapan bu tarihî yapı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzun yıllar zorlu koşulları ve kaçışın neredeyse imkânsızlığıyla anıldı.
Tarihi Sinop Cezaevi (eski görüntüsü)
Sabahattin Ali’nin Aldırma Gönül dizeleriyle hafızalara kazınan cezaevi, yalnızca mahkûmların değil, edebiyatın ve toplumsal belleğin de izlerini taşıyor. Bir ucunda özgürlüğün sonsuzluğunu çağrıştıran deniz, diğer ucunda insanın özgürlüğünden mahrum bırakıldığı duvarlar… Sinop, belki de tam bu karşıtlığın içinde, geçmişiyle bugünü buluşturan kendine özgü bir ruh taşıyor.
Karadeniz Bölgesi’nin bu şahsına münhasır kentiyle tanışıklığım yıllar önce Karadeniz’i boydan boya gezdiğimiz bir motor seyahati sırasındaki kısacık bir tanışıklığa dayanıyor aslında. Neredeyse yirmi yıl önceki tanışma bile denemeyecek kısacık ilk temastan, kente çok değip dokunacak fırsatım olmadığından, hatrımda güçlü hikayeler olmakla birlikte sadece hayal meyal görüntüler var.
Onun için geçtiğimiz hafta bu yıl onuncusu düzenlenen Sinopale – Uluslararası Sinop Bienali’nin açılışı vesilesiyle gerçekleştirdiğim Sinop ziyaretimi Karadeniz’in incisi kabul edilen bu güzel kentle kendi adıma asıl tanışma olarak sayıyorum.
Sinopale 10- Uluslararası Sinop Bienali
Anadolu’nun ilk bienali olma özelliğini taşıyan Sinopale, bu yıl 20. yılında, onuncu edisyonuyla geçmişin değer taşıyan izlerini sanat aracılığıyla kentin geleceğine taşımak üzere bir kapı açıyor.
Bu yıl 2 Eylül-15 Kasım 2026 tarihleri arasında izleyiciye buluşan Sinopale; 12 ülkeden yaklaşık 25 sanatçı ve sanatçı insiyatifinin Sinop’ta yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte ürettikleri eserlerden oluşuyor.
Sanatın bir kentin sokaklarında, insanlarında, belleğinde ve doğayla kurduğu ilişkide de hayat bulabileceğini hatırlatan bienal, Sinop’u bir kez daha sanatın ortak üretim alanına dönüştürüyor.
Yerel katılımı, imece temelli üretim modeli, ulusal ve uluslararası sanatçılarla kurduğu işbirlikleri sayesinde Sinop’u, çağdaş sanatın önemli buluşma noktalarından biri hâline getiren bienal aynı zamanda çağdaş sanatın ağırlıklı olarak Avrupa merkezli kabul edilen yerleşik yapısına alternatif ve bu algıyı esneten bir bakışla daha kapsayıcı ve çok merkezli bir yaklaşım benimsiyor.
Türkiye’nin en köklü çağdaş sanat bienallerinden biri olan Sinopale’nin dikkat çeken bir diğer özelliği de, sanat üretimini sergi açılışından çok önce başlatan süreç odaklı yapısı.
Sergilenen çoğu eserin Sinop’ta ve Sinoplularla birlikte üretildiği bienalde uluslararası sanatçılar, yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllüler birlikte çalışarak ana sergi için üretim yapıyor.
Sinopale 10’un eş-küratörlüğünü Londra merkezli bağımsız küratör ve yazar Deniz Kırkalı,........© T24
