Büyürken kaybettiğimiz pelerinler
“Küçükken süper kahramandım ben. Neşe saçardım. Dünyada gerçekleştiremeyeceğim hiçbir olasılık yoktu.
Tabii ki pelerinim vardı. Küçükken kaybettim.”
Zeynep- ‘Deli Misin Sen?’
Kız erkek, hepimizin bir pelerini olmuştur çocukken. Bizi bazen bir prenses bazen de bir süper kahraman gibi hissettiren ve görünmez güçlerle donatan.
Çocukların pelerin sevdası devir tanımaz. Pelerin bizden önce de bizim çocukluğumuzda da yalnızca bir kumaş parçasından çok öte bir anlam ifade ediyordu. Çok mutlu olarak gözlemim o ki bugün de hala öyle…
Öyle ki; bir çocuk omzuna pelerinini taktığında onu sadece giyinmez tüm varlığıyla yaşar.
Bir anda odanın sınırları değişir. Az önce duvar olan yer artık aşılması gereken bir dağdır. Kanepe bir uçurumun kenarı, halının üzerindeki desenler keşfedilmemiş bir haritadır. Ve çocuk, o haritanın ortasında artık küçük değildir. Pelerini ve sınırsız hayal gücü ona boyundan bağımsız büyülükte bir güç verir.
Pelerin bir çocuğa her şeyden önce izin verir. Denemeye izin verir. Yanılmaya izin verir. Yeniden ayağa kalkmaya izin verir. Çünkü pelerini taktığında başarısızlık bile oyunun bir parçasıdır, bir son değil. Düşmek, sadece bir sonraki uçuş denemesinin başlangıcıdır.
Bir de görünmeyen tarafı vardır pelerinin. Çocuğa yalnız olmadığını hissettirir. Sanki omuzlarında duran o kumaş, “Yanındayım” der. “Yapabilirsin.” Çocuk bunu kelimelere dökmez ama hisseder. Kendine duyduğu güvenin fiziksel bir şekli olur pelerin.
En önemlisi de şudur: Pelerin bir çocuğa kim olabileceğini hatırlatır. Henüz sınırlarla tanışmamış hâlinin özgürlüğünü taşır. Henüz “yapamazsın” cümlesini içselleştirmemiş hâlinin cesaretini…
Belki de bu yüzden çocuklar pelerini asla sadece sırtlarında taşımaz. Onu, sonsuz bir ihtimal duygusu olarak kalplerinden bedenlerine tüm varlıklarında taşırlar. Ve o an, gerçekten de yapabilecekleri şeylerin sınırı yoktur.
Çünkü pelerin dediğimiz o basit nesne, aslında bir........
