"Türklerin kalbi ile oynadığı oyunun adıdır futbol"
1984 yılı Kasım ayıydı. Dünya Kupası elemelerinde İngiltere ile karşılaşacaktı milli futbol takımımız. Kadroda adını bugün de bildiğimiz tanıdık isimler vardı. Örneğin Rıdvan Dilmen, İlyas Tüfekçi, Raşit Çetiner, İsmail Kartal, Erdal Keser... Gazetelerin spor sayfaları her zaman olduğu gibi savaş naralarıyla, zafer beklentisiyle doluydu. Bir umut işte... Maç, siyasi konjonktüre göre ikide bir adı değişen ve o günlerde "İnönü Stadyumu" adını taşıyan yerdeydi. Bugün siyasi konumlanmaya değil de paraya göre şekilleniyor futbol stadyumlarının adı. Yakın zamana kadar bir GSM operatörünün adıyla anılıyordu, şimdi ulusal petrol rafinerisinin adını taşıyor galiba. Her neyse. O soğuk sonbahar günü, gazetelerin spor sayfalarının gazına gelip hiç değilse bir beraberlik bekleyen ve bunu siyaseten kullanmak isteyen bakanlar, milletvekilleri ve hatta Başbakan'ın eşi Semra Özal da şeref tribünündeydi. Maçın 13. dakikasına kadar dayanabildi milli takım. Sonra art arda goller geldi. Hakem maçın son düdüğünü çaldığında skor tabelasında Türkiye aleyhine 8-0 yazıyordu. Stadyum, uzun süren protestolarla çınladı, bütün memleketi utanç kaplamıştı. Sanki ulusça bir savaşı kaybetmiştik, yurdumuz işgal edilmişti; öylesine bir öfke!
2026 Dünya Kupası'na büyük umutlarla, hatta kupayı alıp gelecekleri inancıyla gönderilen takımı sabahın köründe televizyonlarının başında izleyen genç kuşaklar bilmez ama, daha yaşlılar, 1984 öncesinin yenilgilerini de çok iyi hatırlayacaklardır. Almanya'dan, Polonya'dan beşer, altışar gol yiyorduk. Eğer iyi kötü bir savunma yapabilmiş, iki gol yiyip son düdüğe ulaşmışsak "şerefli yenilgi" sayılıyordu, iyi dayanmıştık, birçok atağı engellemiştik! Ulusça buna sevinebilirdik!
Spor, son yüzyılda ise en çok futbol, birleştiricidir; hayatın diğer alanlarını flulaştırıp herkesi aynı çerçevenin içine bakmaya yöneltir. Ortak hayaller, coştukça büyüyen beklentiler her kesimden insanı sarıp sarmalar. Bu, sadece spor çerçevesinde de kalmamıştır hiçbir zaman. O duygu yeter ki filizlenmesin; ülkenin hedeflerini ellerinde tutmak isteyen iktidarlar için de bulunmaz bir nimettir. Yirminci yüzyılda bunun en iyi örneğini........
