menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Berkay Ateş: Sinemanin amacı yüzleşebilme ihtimali

24 0
15.03.2026

Berkay Ateş, her izlediğinizde yeniden kendine hayran bırakan oyunculardan. Ne zorlama bir duygusallığı var ne de abartılı öfkesi. Gerçek bir insanın duyguları oluyor mimiklerinde, gözlerinde, yüzünde. Oyuncuların tiyatrodan diziye, diziden sinemaya her performansta izleyicide bu tadı bırakmaları çok bulunur bir şey değil aslında. Genellikle dizilerde abartılı bulduğunuz kişiler tiyatro ya da sinemada “aslında iyiymiş” dedirtiyor. Berkay Ateş’in her işte aynı çizgiyi korumasının sırrı da belki hikaye anlatıcılığının neredeyse her alanında olması: Yazar, yönetmen, oyuncu.

Berlin’den Gümüş Ayı ile dönen Emin Alper imzalı Kurtuluş filmi, geçen cuma vizyona girdiğinden beri izleyen herkesten aynı sözleri duyuyorum: “Berkay Ateş çok iyi oynamış be!” Bir de tabii ki Naz Göktan herkesin dilinde. Yan rollerdeki herkes de aynı şekilde alkışlanası. Küçük dilsiz çocuk dahil…

Filmin beklentileri ne kadar karşıladığı uzun bir masa konusu olur çünkü köy korucuları hakkında bir film, bu konulara hakim kişileri çok heyecanlandırdı, çok meraklandırdı. Film muazzam bir sinematografi sunuyor. Kusursuz denecek kadar muazzam. Konuyu işleme şekli ise konuya ne kadar hakim olduğunuza ve beklentinize göre değişir ama günün sonunda konuşulmayanı konuşulur kılmak için bir kapı açıyor. 

Kurtuluş, Berkay Ateş’in Emin Alper ile ikinci filmi. İlki, 2015 tarihli Abluka filmiydi. O filmde de Venedik Film Festivali’nden ödülle dönmüştü ekip ve Berkay Ateş’in adı o filmle daha çok kişiye ulaşmıştı.

Bu kez Gümüş Ayı ödülü aldıkları film için Kadıköy SinemaTek’te, filmin ilk provasının yapıldığı odada buluştuk Berkay Ateş ile.

- Hem ödül hem de vizyon hayırlı olsun! Şu an Sinematek’te ilk provalarınızı yaptığınız odada olmak nasıl bir duygu?

Ne hissediyordum? Sanki bir buçuk yıl geçmemiş gibi hissiyatımız var. Buradaki ilk prova, izleyenlerin hatırlayacağı cami çıkışı sahnesinin provasıydı. O zamandan da hissediyorduk birbirimize uyumumuzu. Emin Abi’nin memnun olduğunu da hatırlıyorum. Sonra şu an tabi ki böyle bir sürecin geçmesi, Berlin, Gümüş Ayı… Vizyon. Çok şükür. Hepsi yaşandı ama dediğim gibi sanki bir buçuk yıl geçmedi.

- Filmi izlemek benim için zordu. 80’ler sonu 90’larda Diyarbakır’da yaşadım. Korucuların köylere verdiği zararlara birebir şahit oldum. Nefesler alıp terleyerek girdim filme… Beklediğim tarzda sert değildi ama etkileyiciydi. Bu konuların sinemada anlatılması, bunların yeniden hatırlanması sizce ne demek? Bir noktada geçmişi temize çekebilir miyiz bunları konuştukça, sinemaya ya da edebiyata yansıttıkça?

Sanırım sinemanın amacı belki de ya da yani sanatta bir temize çekme kaygısındansa o soruyu sordurabilmek ya da bunu hatırlatabilme ihtimali. Bir şeylerle yüzleşebilme. Bizim filmimiz sadece bir yüzleşme filmi değil, o şekilde anlaşılmasın. Bu hikayeler var ve bu hikayeler anlatılmalı. Bizim konuşmamız, bizim birbirimizle diyalog kurmamız yetmez.

Bunun bir romanı yazılmadıkça, bir filmi çekilmedikçe, bir tiyatro oyunu olmadıkça, resmi yapılmadıkça bir tarihle yüzleşmek, bir tarihi hatırlamak, aynı yanlışı yapmamak ya da sebeplerini anlamak konusunda eksik kalır toplum. En önemli şeyin, bugün bütün bunları o halının altından çıkarmak, o kumun altından çıkarıp ortaya koymakla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de filmimizin bu tarafı da var. Yani köy korucularının orada nasıl var olduğu, bütün bu sürecin nasıl bu duruma geldiği, sadece insanın zaaflarıyla değil bir sistemin nasıl insanları bu noktaya getirdiğiyle de ilgili ve aslında bu hikayeden yola çıkarak,  bugün dünyaya ne anlattığımızla ilgili. Film o yüzden sadece yerelde kalmıyor. Ama tabii bir belgesel niteliği taşımıyor. O günü anlattık ama günün bir belgesi niteliğini taşımıyor Kurtuluş. Bugün dünyada yaşadığımız şeyin tam olarak bir aynasını tutuyor diyebilirim.

Aslında hep bunları anlatmalıyız, konuşmalıyız. Bir tane daha film çekilmeli, bir tane daha hikayesi anlatılmalı.

- Daha önce birlikte çalıştığınız kişilerle yeniden aynı sette olmak güven alanı yaratıyor mu yoksa aradan seneler geçtiği için tedirgin edici bir yanı var mı?

Aslında hem güven hem sorumluluk yaratıyor. Ben her işe başlarken gergin başlıyorum. Çok rahat bir yapım olmuyor, merak ediyorum nasıl olacak, yapabilecek miyim... Tabii ki Emin Alper'i 10 yıldır tanıyorum. Abim gibi yani kendisi.........

© T24