menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Hadi kızım, misafirlere kolonya ver"

31 0
22.03.2026

Çocukluğumuzun bayramlarının starter pack’inde şunlar vardı: Kristal şekerlikteki parlak folyoya sarılı çikolatalar, dantel örtüler, ikramlık tatlılar, misafire verilen terlikler, nerede yaşadığınıza göre değişmek sureti ile likör ve kahve, kahve ve Madlen çikolata ya da iyi demlenmiş çay ve tabii ki nerede olursanız olun, hangi bayram olursa olsun; naylon çorapla yemek ve ağır parfüm kokusunu bastıran kolonya ikramı. 

O kolonyayı genelde ailenin kız çocuğu ikram eder ve muhakkak bir büyük “Elini korkak alıştırma kızım, dök dök” derken alan kişi de “Yeter yeter” der. 1-2 damla kolonya misairin parmakların arasından yere damlar. Kolonyayı kabul etmeyen kişiye çok da iyi düşünceler beslenmez, temizlik mi sevmiyor, kolonyanın kokusunu mu beğenmedi? 

Doğrusu bu ya, her kolonyanın kokusu da aynı derecede güzel değildir. Uzun süre beklemiş ucuz ıslak mendiller gibi gaz yağına benzer ağır bir kokusu olanlara nasıl katlanır insanlar mesela? Misafire tütün kolonyası ikram edilmesi tuhaflık değilse nedir? Herkesin koyu ahşap renkli mobilyaları olan bir otobüs yazıhanesi gibi kokmak isteyeceğini kim düşünür Allah aşkına? Ama lavanta kolonyası ikram ediliyorsa orada bir gusto vardır, Batılılık vardır. Yine de ne olursa olsun en iyisi esas kolonya yani limon kolonyasıdır. Ferah ferah, sürdüğün anda serinleten, temiz hissettiren, mis gibi, “oh” dedirten… 

Limon kolonyası sizde de nedenini hiç düşünmediğiniz bir güven yaratmıyorsa ya başka bir ülkede büyümüşsünüzdür ya da 2000’lerden sonraki jenerasyondansınızdır. Çünkü kolonya demek ailenin bir arada olduğu zamanlar, anneanneler, dedeler demektir. Ellerinizi ve gözlerinizi kocaman hissettiğiniz o ateşli hastalıklarda aldığınız kokulardan biri, düştüğünüzde dizinizdeki yarayı silen pamuk, misafirlikte küçücük ellerinizi doldurarak sizi büyüklerle eşitleyen o andır. 

Kolonya varsa misafirperverlik vardır, temizlik vardır, tuhaf bir aidiyet vardır. Bayramlarda, özel günlerde ya da sıradan bir ziyarette bile kolonya ikramı, “burada güvendesin, hoş karşılandın” mesajını taşır. Şişeden avuca dökülen o kısa serinlik, aslında ev ile misafir arasında kurulan görünmez bir yakınlık gibidir.

Öyle gözlerinizi devirerek bakmayın bu satırlara. Hiç “ah eski bayramlar” modunda yazmıyorum bu kolonya güzellemesini. Hatta aksine, bayramların inşaat ve korna sesi olmayan İstanbul sokakları olmasının tadına varıyorum. Boşanmış babaların çocukları ile zaman geçirebildiği, büyük ailelerin Instagram’da paylaşmak üzere büyük, mutlu aile pozu verdiği, telefonlarımıza pideciden ve elektrikçiden, cezaevinde olan belediye başkanımızdan samimi bayram mesajlarının geldiği ve WhatsApp’ın bir zamanların fotoğrafçı vitrinlerinden daha fantastik görsellerle dolu mesajlara maruz kaldığı, kimsenin çok da mutlu olmadığı bir bayramda olduğumuzun ben de farkındayım… Üstelik uzunca bir süredir kolonya da ikram etmiyorum (Pandemide herkese kolonya veren kişi olduğum gerçeğini saymazsak epey uzun bir süre). 

Ama o kristal ya da cam şişelere doldurulan kolonyaları ve simgeledikleri şeyleri bayramlardan bağımsız olarak özlüyorum. Eczanelerdeki o pompalı kocaman sebillerden aktarılan kolonyalar uzaya fırlatılan roketler gibiydi gözümde. İçindeki sıvının rengine göre hangisinin kokusunun daha bana göre olduğunu tahmin edebilirdim. Plastik şişeyle kolonya ikram edilmezdi, ayıptı. Neden bilmiyorum, gösteriş mi yoksa karşındakine özen ve saygı mı? Belki hepsi. Ama o kristal şişelerin ağırlığını ve ışığın altında parlamasını çok severdim. Üstelik bugün asıl ihtiyacımız olan da tam o anlayıştı: daha fazla plastik çöp yerine yeniden kullanılabilir şişelerde kolonya almak ve eczacının çırağı kolonyayı doldururken sohbet etmek, birbirimize “hoşgeldin” diyebilmek… 

Kolonya nedense Osmanlı’dan günümüze gelmiş olması gereken bir kültür gibi hissediliyor ama aslında Avrupa çıkışlı hatta hiç beklenmedik şekilde Almanya Köln’de doğan bir sıvı. 1709'da İtalyan Giovanni Maria Farina tarafından Almanya'nın Köln şehrinde alkol ve narenciye yağları karıştırılarak üretilen, "Köln Suyu" (Eau de Cologne) olarak bilinen ferahlatıcı bir karışımdır. Farina, limon, portakal, bergamot ve biberiye esanslarını etil alkolle karıştırarak modern kolonyayı geliştirdi. Başlangıçta tıbbi/antiseptik amaçlı, sindirim sorunlarını gidermek, hatta vebaya karşı koruma inanışıyla yaygınlaştı. Osmanlı’ya gelişi ise 19. yüzyılda, özellikle II. Abdülhamit döneminde ithal edilmesi ile oldu. Aslında Osmanlı için güzel kokulu karışımlar yeni değildi. Misafire gül suyu, amber, misk gibi kokuların yani damıtılmış çiçek sularının verilmesi zaten bir ritüeldi. Bu, hem bir misafirperverlikti hem de suya erişimin bugünkü kadar kolay değil, sabun da yaygın değil. Dışarıdan gelen biri “toz, yol, kalabalık” taşıyor ve temizlenmesi gerekli. İşte bu noktada devreye kolonya giriyor ve bugüne kadar yerini koruyor. Corona pandemisinde en yakın arkadaşlarımızdan olan kolonya, o dönemki popülerliğini korumasa da tarihi kolonya markalarını yeniden hatırlattı ve hatta canlandırdı, dünyaya açılmalarını sağladı. 

Maalesef o eski pompalı damacanalar ve kristal şişeler artık kolonya şişe koleksiyonerlerinin elinde, antikacılarda veya Anadolu’da senelerdir aynı ailenin işlettiği küçük dükkanlarda bulunuyor ama artık piyasada kolonya çeşitleri sayısız. En sevdiğimiz kolonyalar ise adını söylediğimizde bile kokusunu aldığımız, tarihleri Cumhuriyet tarihimizle paralel markalar ve hepsinin özenle, tarihi miras olarak korunması gerekli. 

Şeker Bayramı’nda tüm okurların ellerine kolonya döküyor, en güzel bonbonları ikram ediyor ve bol köpüklü bir Türk kahvesi ikram ediyorum. Her canlının özgür, sağlıklı ve iyi yaşadığı, kimsenin haksızlığa uğramadığı, gerçek suçluların hukukun kılıcı ile karşılaştığı bayram gibi bayramlar dilerim! 


© T24