Yapay zekâ ajanlarının tahrifatı ve önlemler
Geçen hafta, Harari’nin bir konferansından yola çıkarak, YZ (Yapay Zekâ)’nın dünyanın geleceği üzerinde yapacağı etkileri yazmıştım. Bu yazının devamı olarak YZ’nın yaratacağı bazı tahriratları ve çözüm önerilerini tartışmaya açmak istiyorum. Ancak şunu da peşinen belirteyim; ben YZ konusunda karamsar cephede değil tüm yazılarıma rağmen iyimser cephedeyim…
Yazılarımı okurken, YZ ile ilgili yorum ve önerilerimi dijital teknolojilerden bağımsız olarak düşünmeyin. Her ikisi de birbiri ile sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişen, birbirinin gelişimini tetikleyen olgulardır.
YZ’nın tahrifatını anlamak için önce, pek çok kez yazılmış olan sosyal medya ilişkilerimizden başlayalım:
Sosyal medyada yaptığımız her paylaşım ile yaşam biçimimiz, alışkanlıklarımız, karakterimiz, duygularımız, mutlu ve mutsuz olduğumuz her şey hakkında çok özel bilgilerimizi paylaşmış oluyor. Sosyal medya giderek bizi, bizden daha iyi tanır hale geliyor. Bundan dolayı da bizleri yönlendirme, manipüle etme gücünü elde etmiş oluyor.
Sosyal medya uygulamaları bizleri sadece paylaşımlarımız vasıtasıyla da takip etmiyor; çok çeşitli yöntemlerle her hareketimizi takip ediyor. Örneğin pek çok uygulamayı indirdiğinizde, sizden takip izni istiyor. Pek çok kişi de bu izni kolaylıkla veriyor. “İndirdiğim bu uygulamanın, benim nereye gittiği ile ne ilgisi var” sorusunu ise kendimize sormuyoruz. Navigasyon gibi bazı uygulamalara bu izni vermek ise zorunlu tutuluyor, aksi takdirde o uygulamayı kullanamıyorsunuz. Bu izni bir kere bir uygulamaya verdiğinizde zaten YZ bu bilgiyi ajanları ile paylaşıyor.
Bunun haricinde, telefonunuzun mikrofonu ve kamerası YZ için bulunmaz bir nimet. Hani arkadaşlarınızla bir konuda konuştuğunuzda, hemen o konu ile ilgili reklamlar sosyal medyanız da önünüze çıkınca şaşırıyorsunuz ya, işti o telefonunuzun mikrofonun açık olmasından kaynaklanıyor. Pek çok uygulamaya da mikrofonunuza erişim izni verdiğinizden rahatça dinleniyorsunuz.
Peki uygulama bu konuşmalardan sizin ilgi alanınızı nasıl çıkartıyor?
Sosyal medyada reklam yapmak isteyen firmalar, ürünleri ile eşleşecek bir kelimeler listesi (Key Words) hazırlıyorlar. Sizin konuşmalarınızda bu kelimelerden biri geçiyorsa sizi potansiyel müşteri olarak belirleyip, reklam bombardımanına başlıyorlar. Bu kelimeyle ilgilenen tüm firmalara bilginiz gidiyor ve en çok ödeyenden başlamak üzere bu firmaların reklamlarına maruz kalıyorsunuz.
Bu uygulamayı, ülkelerin istihbarat servisleri ve siyasi partileri de kullanıyor. Bu sayede siyasal eğilimimizi değiştirmeye bile çalışıyor ve çoğunlukla da muvaffak oluyorlar. Dolayısıyla entelektüel birikimiz, her türlü tercihimiz ve alışkanlıklarımız ve davranışlarımız üzerinde ciddi bir yönlendirici güç elde etmiş oluyorlar.
Bunun en güzel örneğini, İran ile ABD-İsrail ittifakınn yaşadığı savaş ile ilgili paylaşımlarda görebiliriz. Neredeyse tüm sosyal medya paylaşımları İran’a yapılan saldırıyı haklı gösterme çabasındalar. Bununla da kalmıyor, İran’ın büyük bir yıkım altında olduğu haberleri servis ediliyor. ABD ve İsrail’in bu savaşta gördüğü hasardan bahseden ise yok sayılabilecek kadar az. Bu yöntem de aslında bizleri manipüle etmenin bir başka yolu.
Bu konuda bir başka güzel örnek ise, MİT’in Sedat Peker’in kaldığı ülke ve otelin, sosyal medyada yayınladığı mesajlardan yola çıkarak tespit etmesi. Peker’in konuşma yaptığı videodan odanın dekoru incelenmiş ve o dekoru kullanan oteller araştırılarak kaldığı yer tespit edilmişti.
Birçok ebeveyn, her gün düzenli olarak çocukları ile ilgili paylaşımlarda bulunuyorlar. Okula giderken çocuk fotoğrafları, parkta oynarken çocuk fotoğrafları, tatilde çocuk fotoğrafları…
Resmi verilere göre Türkiye’de 2008-2016 arasında 104.532 çocuk kaybolmuş. Bu da demektir ki yılda ortalama 11-12 bin çocuk kayboluyor. Elbette bunların bir kısmı bulunuyor. Ama ne kadarının bulunamadığını resmi verilerde göremiyoruz. Çocuklarınızın sosyal medyada paylaştığınız fotoğrafları ile onları kötü niyetli insanların hedefi haline getirdiğinizi ve kaçırılma olasılığını kolaylaştırdığınızı hiç düşündünüz mü?
Buraya kadar anlattıklarım bireysel tahrifatla ilgili, sosyal ve kurumsal tahrifatı ise bir sonraki yazılara bırakıyorum. Bu tahrifatı tamamen önlememiz mümkün değil ama gelin nasıl en aza indirebiliriz ona bakalım:
Eskiden üniversitelerde ‘Bilimsel Şüphecilik’ konusuna çok önem verilirdi. Şimdilerde ne düzeyde veriliyor bilmiyorum. Ama internet ve sosyal medyada gördüğümüz her şeye şüphe ile bakmayı öğrenmeliyiz.
Eskiden Apple Store ve Google Store gibi kurumlar, platformlarında yer alacak uygulamaları çok sıkı bir testten geçirir, vaat ettikleri şeyleri yapıp yapamadıklarını kontrol edelerdi. Şimdi bu kontrolün oldukça gevşediğini görüyoruz. Neredeyse her uygulamaya platformlarda yer verilmeye başlandı.
Ben bir diyabet hastasıyım. Kullandığım sağlık uygulamaları vasıtasıyla YZ bunu çoktan öğrendi. Sıkça karşıma telefonun kamerasını kullanarak diyabet düzeyinizi ölçtüğünü iddia eden uygulamalar çıkıyor. Bunun mümkün olmadığını bildiğim halde bazı uygulamaları inceliyorum. Şimdiye kadar hiçbir uygulamanın bunu yaptığına şahit olmadım. En fazla nabız ölçüyorlar.
Şimdi bir kere o uygulamayı açıp inceledim ya, karşıma yüzlerce benze reklam çıkıyor. Çünkü o uygulamaya girmekle ilgimi belirtmiş oldum. En iyisi bu tür uygulamaları gördüğünüzde, üşenmeden engelleme butonunu tıklamak…
Bir de bu tür uygulamalara para vermiş iseniz, iptali çok zor oluyor. Paranızı bu tür firmalara bırakmamak için, üşenmeden o uygulamayı aldığınız platformda, uygulamanın altına yorum yazın. Sizi dolandırdığını ve paranızı iade etmediğini yazın. Bu yorumlar hem platformu hem de uygulamayı çok zor duruma düşürüyor. Bu yol ile beklentimi karşılamayan pek çok uygulamadan paramı geri alabildim.
Diyabetten konu açtım, devam edeyim: Sosyal medyada takip ettiğim ciddi bir teknoloji hesabında, Çinli bilim adamlarının kök hücre tedavisi yolu ile Tip1 ve Tip2 diyabeti tedavi ettiklerini okudum. Bu elbette bir diyabet hastası için heyecan verici bir haber. Böyle bir haber görünce ilk yaptığım şey haberin doğruluğunu araştırmak olur. Bunu da ‘düşmanın’ silahı ile yani YZ vasıtasıyla yaparım. Ben tek bir YZ platformuna da güvenmem, dört ayrı YZ platformuna bu haberin linkini koyup, gerçek kaynağını ve doğruluğunu araştırmalarını isterim.
Mesela, yukarıda belirttiğim haber ile pek çok bilimsel makale önüme geldi ve bu konunun henüz final aşamasına gelmediğini ama umut verici bir gelişmenin yaşandığını öğrendim.
Bireysel ölçekte yapabileceklerimizi özetlersek:
Sosyal Medya ve internet kaynaklarında gördüğünüz her şeye körü körüne inanmayın. Bunların doğruluğunu test edecek kaynakları kullanın. Telefonunuza ve bilgisayarınıza indirdiğiniz uygulamalar verdiğiniz izinleri gözden geçirin. Genel olarak uygulamaları indirdiğinizde her türlü bilginize ulaşma izni vermiş oluyorsunuz. Zorunlu olanlar dışında kameranıza, mikrofonunuza, konum bilgilerinize, albüm ve kişilerinize ulaşma izinlerini iptal edin. Sosyal medya paylaşımlarınızda özel bilgilerinizi özellikle de küçük çocuklarınızın fotoğraf ve bilgilerini paylaşırken iki kere değil yüz kere düşünün.İnternet ve sosyal medyada ‘şüphecilik’ yaşamınızı kolaylaştırır. Hatta bazen de hayat kurtarır…
Önümüzdeki hafta yapay zekânın gelecekte kurumlar üzerindeki tahrifatı ile konuyu sürdüreceğiz.
