Bir diplomat kaç dil bilmeli?
Yakın geçmişimizde hatırlayabildiğim kadarıyla, üzerinde en fazla değişiklik yapılan kanun, 22.1.2002 tarih ve 4734 sayılı “Kamu İhale Kanunu”dur. 2025 yılı sonuna kadar aradan geçen 23 yıl içerisinde anılan kanun üzerinde 200’den fazla değişiklik yapılmış. Hatta değişikliklerin tam sayısını bilen yok.
Son senelerde Dışişleri Bakanlığı’ndaki mevzuatta gerçekleştirilen değişiklikler neredeyse kamu ihale kanunu ile yarışır hale geldi. Hakan Fidan iki ay sonra Dışişleri Bakanlığı koltuğunda üçüncü yılını dolduracak. Bu süre zarfında, bakan Fidan’ın "sistematik şekilde sürekli reform, sürekli kesintisiz değişim” vaadine uygun olarak neredeyse bakanlığın yapısına ilişkin değiştirilmeyen kanun, kararname, yönetmelik kalmadı. İşe 1 Mart 2025 tarihinde, Devlet Başkanlığı sistemine geçildiğinde çıkarılan,“ Dışişleri Bakanlığının Yapılandırılmasına Dair 1 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”nde yapılan köklü değişikliklerle başlanıldı. Mevcut genel müdürlüklerin sayısı 14’ten 38’e çıkarılarak görev alanları yeniden belirlendi. Ardından 6 Nisan’da sınav yönetmeliğinde gerçekleştirilen değişikliklerle bakanlığa giriş kolaylaştırıldı. Sınavlarda geçer not 70’den 60’a düşürüldü. Aynı yıl, 13 Haziran’da bakan oluruyla yürürlüğe giren, "Diplomatik Kariyer Memurlarının Şube Müdürlüğü, Daire Başkanlığı ve Diğer Unvanlara Terfi Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönerge” ile hemen her seviyede terfi için mülakat zorunluluğu getirildi.
Son olarak da bu yıl 10 Mart’ta Resmi Gazete'de yayınlanan yeni bir yönetmelikle, 1 Mart 2011 tarihli ”Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Kariyer Memurlarının Görevde Yükselme Usul Ve Esasları Hakkındaki Yönetmelik”te değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler arasında en fazla dikkat çekeni, diplomatik kariyer memurlarının ikinci unvan grubuna (daire başkanı ve üstüne tekabül etmektedir) terfi edebilmeleri için bakanlığa giriş dillerinin yanı sıra son üç yıl içerisinde “C” seviyesinde ikinci bir yabancı dil sınavını geçmiş olmaları şartı getirilmesi. Yönetmeliğe eklenilen geçici bir madde ile de bu hükmün 1.1.2028 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtiliyor. Bir başka ifadeyle, halen ikinci bir dil bilmeyenlere öğrenmeleri için yaklaşık bir buçuk yıllık bir süre tanınmış. Bir insan “allameyi cihan” olsa, 2-3 yılda yabancı dil öğrenemez. Bu şekilde öğrenilen ikinci dil ancak çarşı pazarda kullanılır. Büyükelçilerin ağızlarından çıkan her söz hükümetinin resmi görüşünü yansıtır niteliktedir. Geçmişte Ankara’da görev yapan Amerikan büyükelçilerinden birinin Türkçe konuşma merakı yüzünden başını nasıl derde soktuğunu hatırlıyorum.
Türk hariciyesinin dünyada bugünkü saygın konumuna gelmesinde diplomatlarının yabancı dillere fevkalade hakim olmaları önemli bir unsur olmuştur. Çoşkun Kırca’nın bir Fransız kadar güzel Fransızca konuştuğu bilinir. Bir keresinde Brüksel’de katıldığım bir NATO toplantısında, yardımcım konuşurken, sağımda oturan İngiliz meslektaşımın, "Bu konuşan bizden mi? Neden benim haberim olmadan söz aldı?" diye kendi yardımcısına sitem ettiğine bizzat şahit olmuştum.
Sadece lisan bilgisine göre atanan büyükelçiler
Dışişleri Bakanlığı’nda son dönemlerdeki büyükelçi atamalarında büyükelçilerin görev yapacakları ülkenin lisanlarını konuşabilmelerinin dikkate alınması memnuniyet vericidir. Bununla birlikte liyakat, kıdem, birikim, öngörü ve değerlendirme yeteneği gibi bir büyükelçinin sahip olması gereken hasletlerin bir kenara bırakılarak münhasıran lisan bilgisine odaklanılmasının da ne kadar doğru bir yaklaşım olduğu ayrıca tartışılabilir. Bu tür atamalar sırada büyükelçilik bekleyen diğer diplomatları tedirgin eder.
Neden Orta-Doğu ülkelerinde ağırlıklı olarak siyasi atama büyükelçiler görev yapıyor?
Geçtiğimiz ay Metin Kaan Kurtuluş “Oksijen'deki, ”Bir Dışişleri Bakanlığı Röntgeni” başlıklı yazısında, halen dışişlerinde görev yapan siyasi atama büyükelçilerin %77’sinin Orta-Doğu ülkelerinde bulunduğunu, Mısır, Lübnan ve Bağdat haricindeki büyükelçilerin meslekten gelmediğini yazmış. Özgeçmişlerine bakılırsa, Şam Büyükelçisi hariç, hepsinin bildikleri yabancı diller arasında İngilizce veya Fransızcanın yanı sıra Arapça veya Farsça da var. Herhalde mahalli dili konuşuyor olmaları, Orta-Doğu coğrafyasına büyükelçi atanmalarında etkili olmuştur. Gerçi Türkiye’de özellikle siyasetçiler, “Hello, how are you?” diyebildikleri takdirde İngilizce konuşabildiklerini, birkaç cümle daha söyleyebiliyorlarsa iyi derecede İngilizce bildiklerin özgeçmişlerine yazdırırlar.
Diplomaside olmazsa olmaz lisan İngilizce
Bir büyükelçinin en önemli görevi çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilerden yararlanarak kaleme aldığı değerlendirmelerle Bakanlığını doğru yönlendirebilmektir. Büyükelçilerin bilgi kaynakları arasında “monşerlik”le suçlandıkları kokteyl partilerinde, resepsiyonlarda ve resmi yemeklerde meslektaşlarıyla yaptığı görüşmeler önemli bir yer tutar. ”Francofan”lar alınmasın, ama bugün diplomaside olmazsa olmaz lisan İngilizce haline gelmiştir. Resmi müzakerelerin, ikili görüşmelerin hemen hepsi, İngilizce dilinde gerçekleştirilmektedir. Sosyal etkinliklerde de ağırlıklı olarak İngilizce konuşulur.
1990 yılında Saddam’ın Kuveyt’i işgal edeceğini kordiplomatikten önceden merkezine bildirenin tek büyükelçinin Bağdat’taki Arapça bilmeyen Türk büyükelçisi olduğu söylenir. Acaba farsça bilen bugünkü Tahran Büyükelçimiz, Amerika’nın İran’a saldıracağını, İran’ın da bu kadar direnebileceğini, Arapça konuşabilen Riyad’daki ve Körfez’deki büyükelçilerimiz İran’ın bulundukları ülkeleri füze bombardımanına tabii tutacağını önceden Ankara’ya rapor edebildiler mi?
Türk Dışişleri’nin tahliye konusunda da büyük bir bilgi birikimi vardır. Savaş koşulları altında 2011 senesinde Libya’dan 25.000; 2022 yılında da Ukrayna’dan 18.000 vatandaşımız çok başarılı operasyonlarla kısa sürelerde Türkiye’ye getirildiler. Son bayram tatili sırasında Dubai’de bulunan binlerce Türk ise nedendir bilinmez hava sahası kapatılınca günlerce kendi kaderlerine terk edildiler.
İyi derecede yabancı dil bilgisi, bir diplomatın başarılı olabilmesi için tabiatıyla vazgeçilmez koşullardan biridir. Bu çerçevede İkinci bir lisan öğrenilmesi de teşvik edilmelidir. Ancak ikinci dilin terfi için ön koşul haline getirilmesi doğru olmamıştır. Yarım yamalak iki dil konuşmaktansa, tek bir lisanı, ana dili gibi çok iyi bilmek evladır.
