Fransa yanıyor mu? - 3
Paris’in İtalyan Meydanında toplanmış halkın büyük bir şenlik içinde yürüyüşünü bir yandan televizyon ekranından ‘nakledilen’ görüntülerle izler bir yandan da Le Monde’un yayınına cep telefonu aracılığı göz gezdirirken bu defa 1968 olaylarının hemen öncesinde yayınlanmış ve bendenizin Görsel Kuram derslerinin temel taşı kitaplarından birini, Gösteri Toplumu’nu hatırlıyordum.
Kitabı, 1967 yılında, 20. Yüzyılın tartışmalı ama vazgeçilmez düşünürlerinden Guy Debord yayınlamıştı. Yıllar sonra 1988’de bu defa Gösteri Toplumu Üstüne Notlar’ı çıkardı. 1977’de de aynı adlı bir film gerçekleştirmişti. (Debord yazıcılığının yanında, hatta bazılarına göre ondan daha önemli bir film yönetmenidir.) Evet, ekran, gösteriler ve Gösteri Toplumu.
***
Debord, Marksistti. 1960’larda aklı başında bir insan başka ne olabilirdi ki? Marx’ın yabancılaşma (alienation) ve şeyleşme (rteification) tezlerinden hareket ederek (haydi ‘çağdaş’ diyelim) kapitalist toplumların bu iki olguyu görsellik aracılığıyla türettiğini savunuyordu. Her şey görsel dünyada bir ‘temsil’e (representation) dönüşüyordu. Toplumlar gerçek (otantik) dünyadan temsil aracılığıyla koparılıp ona yabancılaştırılıyordu. ‘Mallar’ (commoditiy) o yabancılaştırmanın en önemli araçlarındandı. Mallar ve görüntü/görsellik birlikte toplumsal yabancılaşmanın zeminiydi.
Mallar arası ilişkiler, ürettikleri temsile dayalı anlamlar bir bütün halinde, sadece gerçekliği ötelemekle, ortadan kaldırmakla, yabancılaşmayı geliştirmekle kalmıyor, gösteri toplumunu (societe de spectacle) yaratıyordu. Gösteri toplumu, adı üstünde, gerçek toplumun temsili bir yansıtımıydı. Yine Marx’ta bulunan ‘mal fetişizmi’ kavramlarına hiç girmeyeyim. İnsanlar bir fetişizmin içinde yaşıyor, fetişizmin ikame edici gücü gerçekliğin yerini alıyordu. Debord, mesela Göstergebilimin öncülerinden Roland Barthes’a ve onun geliştirdiği çağdaş mitoloji kavramına ne kadar borçluysa bence Baudrillard’ın ‘Irak savaşı yaşanmadı’ iddiası da o kadar Debord’a borçludur.
***
Güzel ama şu söylediklerim kendi gerçeğimi tam yansıtmıyor.
Ekrana bakarken bir yandan Debord’u düşündüğüm doğrudur. Nasıl olmasın, 1967’de yayınlanan kitap 1968 olaylarının kurucu metinlerinden kabul edilmişti. Debord’un kendisi de olaylara karışmış Sorbonne Üniversitesini işgal edenler arasında yerini almıştı.
Kitabın önemi malumdur, görüşleri bugün de geçerliliğini korumaktadır. Ama Debord o sırada harıl harıl, arkadaşlarıyla birlikte 1957’de kurduğu, 20. Yüzyılın son büyük düşünsel hareketi Situationist International’in (SI-Uluslararası Durumcular) bünyesinde faaliyet gösteriyordu. Öyle değildir ama, Gösteri Toplumu’nu bu........
