menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hasan Ersel ve Türkiye’de kamusal akıl geleneğinin sessiz kaybı

9 0
21.05.2026

Giriş

Hasan Ersel’in ardından hissedilen eksiklik yalnız bir iktisatçının kaybı değil. Aynı zamanda Türkiye’de giderek zayıflayan “kamusal iktisatçı” ve “kamusal entelektüel” geleneğinin eksilmesi… Çünkü onun temsil ettiği çizgide ekonomi yalnız rakamlardan değil; kurumdan, güvenden, kamusal sorumluluktan ve düşünce terbiyesinden oluşuyordu.

Bazı insanlar arkalarından yalnız kendilerini değil, temsil ettikleri düşünme biçimini de görünür hale getirirler. Hasan Ersel’in ardından hissedilen duygu biraz da budur. Çünkü onun yokluğu yalnız bir insanın kaybı değil; Türkiye’de giderek seyrekleşen bir kamusal akıl geleneğinin eksilmesi hissini de beraberinde getiriyor.

Bugün Türkiye’de ekonomi çoğu zaman günlük piyasa hareketleri, faiz tartışmaları, döviz kuru dalgalanmaları ya da televizyon ekranlarının hızına sıkışmış durumda. Oysa Hasan Ersel’in temsil ettiği gelenekte ekonomi çok daha geniş bir alanın parçasıydı. Kurumlarla, demokrasiyle, eğitimle, toplumsal güvenle ve kamusal muhakemeyle birlikte düşünülüyordu.

Bu nedenle Hasan Ersel’i yalnız “iyi bir iktisatçı” olarak anmak eksik kalır. O, Türkiye’de giderek azalan bir kamusal iktisatçı ve kamusal entelektüel tipinin temsilcilerinden biriydi.

Cumhuriyet’in sessiz damarlarından biri

Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Türkiye’de iktisat hiçbir zaman yalnız ekonomi olmadı. Sanayileşme, kalkınma, eğitim, planlama, devlet kapasitesi, yurttaşlık ve modernleşme birbirine bağlı süreçlerdi. Bu nedenle Türkiye’de iktisatçı figürü de birçok Batı ülkesindekinden farklı bir anlam taşıdı.

İktisatçı yalnız uzman değildi. Aynı zamanda yön tartışmasının parçasıydı.

Cumhuriyet’in ilk kuşaklarından itibaren ekonomi tartışmaları aynı zamanda bir toplum inşa etme tartışmasıydı. Devletçilik, kalkınma, özel sektör, planlama, sanayi politikası, dışa açılma… Bunların hepsi yalnız teknik meseleler değildi; aynı zamanda bir medeniyet ve yön arayışıydı.

Hasan Ersel tam da bu geleneğin içinden geliyordu.

Mülkiye geleneği bunun önemli örneklerinden biridir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yalnız teknik uzman yetiştirmeyi değil; kamu düşüncesi geliştirmeyi de amaçlayan bir zihinsel iklimin ürünüydü. Ekonomiyi toplumsal yapıdan, hukuktan ve siyasetten koparmayan bir yaklaşım…

Hasan Ersel’in yazılarında bu damarın etkisi açık biçimde hissediliyordu. Onun için ekonomi yalnız modellerden oluşan bir teknik alan değildi. Güven meselesiydi. Kurum meselesiydi. Demokrasi meselesiydi. Toplumsal davranış meselesiydi.

Bugün dönüp baktığımızda bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Çünkü çağımızın en büyük sorunlarından biri yalnız ekonomik kırılganlık değil; kamusal muhakeme kapasitesindeki aşınma.

Kamusal iktisatçı nedir?

“Kamusal iktisatçı” kavramı Türkiye’de yeterince tartışılmıyor. Oysa bu kavram, Cumhuriyet’in düşünsel tarihini anlamak açısından son derece önemli.

Kamusal iktisatçı, ekonomik bilgiyi yalnız uzman çevreler için değil; toplumun ortak muhakemesi için kullanan kişidir. Ekonomiyi yalnız piyasa göstergeleri üzerinden değil; kurumlar, hukuk düzeni, eğitim, demokrasi ve toplumsal güven çerçevesinde değerlendiren entelektüeldir.

Enflasyonu yalnız fiyat artışı olarak değil, güven kaybı olarak da okuyabilendir.

Büyümeyi yalnız istatistiksel veri değil, toplumsal kapasite meselesi olarak görebilendir.

Kamusal iktisatçı kısa vadeli piyasa reflekslerinin ötesine bakar. Günlük veri yorumunun ötesinde devlet kapasitesine, kurumsal güvenilirliğe, toplumsal davranış kalıplarına ve uzun vadeli yön sorununa dikkat eder.

Hasan Ersel’in iktisat anlayışı da tam olarak bu geniş çerçeveye dayanıyordu. Onun ekonomi yaklaşımı yalnız para politikası ya da makro dengelerle sınırlı değildi. Erken dönem çalışmalarından biri olan Türkiye’de Gelir Dağılımı 1968, ekonomiyi toplumsal yapı ve eşitsizlik meselesiyle birlikte düşündüğünü gösteriyordu. Tuncer Bulutay ve Serim Timur’la birlikte hazırlanan bu çalışma, Türkiye’de gelir dağılımını ampirik olarak inceleyen öncü araştırmalardan biriydi.

Bu çizginin sonraki dönem temsilcilerinden biri de Ercan Uygur’du. Uygur’un gelir dağılımı, yoksulluk, büyüme ve makroekonomik istikrar üzerine çalışmaları, ekonomiyi yalnız teknik dengeler üzerinden değil; toplumsal sonuçlarıyla birlikte ele alan bir yaklaşımı temsil ediyordu. Bu nedenle onun çalışmaları da Türkiye’de kamusal iktisat geleneğinin önemli halkaları arasında yer aldı. Bu aynı zamanda Mülkiye’de şekillenen daha geniş bir düşünsel damarın da parçasıydı.

Bu geleneğin kurumsal taşıyıcılarından biri de Türkiye Ekonomi Kurumu’ydu. TEK, Türkiye’de iktisadı yalnız teknik uzmanlık alanı olarak değil; kalkınma, gelir dağılımı, demokrasi ve kurumlar tartışmasının parçası olarak ele alan önemli platformlardan biri oldu. Farklı kuşaklardan iktisatçıları ortak bir kamusal tartışma zemini içinde buluşturabilmesi, Cumhuriyet’in düşünce kurumları açısından da özel bir önem taşıyordu. Hasan Ersel’in düşünsel çizgisi de büyük ölçüde bu kamusal iktisat geleneği içinde şekillendi.

Ekonomiyi yalnız büyüme rakamlarıyla değil; toplum yapısıyla, fırsat eşitsizlikleriyle ve kamusal sorumluluk fikriyle birlikte ele alan bir damar… Hasan Ersel’in sonraki yıllarda kurumlar, reformlar, mali istikrar ve demokrasi üzerine geliştirdiği yaklaşımın zihinsel kökleri de büyük ölçüde burada yatıyordu.

Bu nedenle iyi kamusal iktisatçı aynı zamanda iyi bir tercümandır. Teknik bilgiyi sloganlaştırmadan topluma aktarabilir. Karmaşık meseleleri basitleştirmeden anlatabilir.

Dünya düşünce tarihinde bunun önemli örnekleri vardır. John Maynard Keynes yalnız büyük bir teorisyen değil, aynı zamanda modern devletin ekonomik rolünü kamusal tartışmanın merkezine taşıyan bir figürdü. Albert O. Hirschman ekonomiyi insan davranışı, demokrasi ve kalkınma sorunlarıyla birlikte düşündü. John Kenneth Galbraith piyasa toplumunun kültürel ve siyasal etkilerini tartıştı. Amartya Sen ise kalkınmayı yalnız gelir artışı değil, insan kapasitesinin genişlemesi olarak tanımladı.

Türkiye’de de bu çizginin önemli temsilcileri vardı. Sabri Ülgener ekonomi ile zihniyet dünyası arasındaki ilişkiyi analiz etti. Korkut Boratav Türkiye kapitalizmini tarihsel bağlam içinde tartıştı. İlhan Tekeli kentleşmeyi ve kalkınmayı demokratikleşme bağlamında düşündü.

Hasan Ersel bu çizginin daha sakin, daha ölçülü ama son derece önemli temsilcilerinden biriydi.

Kamusal entelektüel nedir?

Hasan Ersel’i önemli kılan şey yalnız iktisat bilgisi değildi. Onu aynı zamanda bir kamusal entelektüel yapan şey, uzmanlığını toplumdan koparmamasıdır.

Kamusal entelektüel, bilgisini yalnız akademik çevre içinde dolaştıran kişi değildir. Uzmanlık bilgisini toplumun ortak muhakemesine taşıyan kişidir.

Bu figür modern dünyada özellikle Émile Zola ile görünür hale geldi. Dreyfus Davası sırasında devletin ve çoğunluk psikolojisinin karşısında hakikati savunması, modern kamusal entelektüelin sembollerinden biri oldu. Daha sonra Jean-Paul Sartre, Raymond Aron, Jürgen Habermas ve Edward Said gibi isimler bu geleneği farklı biçimlerde sürdürdüler.

Edward Said’in çok güçlü bir tanımı vardır: Kamusal entelektüel, “iktidara hakikati söyleme cesareti gösteren kişidir.”

Ama mesele yalnız muhalefet etmek değildir. Asıl mesele düşünceyi basitleştirmeden kamusal alana taşıyabilmektir.

Türkiye’de bu figürün ayrı bir önemi vardı. Çünkü Cumhuriyet modernleşmesi boyunca birçok düşünür aynı anda akademisyen, yazar, danışman, gazeteci ve kamusal tartışma aktörü olarak işlev gördü.

Şerif Mardin merkez-çevre ilişkisini yalnız akademik bir tez olarak değil, Türkiye’nin siyasal kültürünü anlamanın anahtarlarından biri olarak tartıştı. Mümtaz Turhan modernleşme ile kültür arasındaki ilişkiyi ele aldı. Mümtaz Soysal ise kamuculuk, anayasal düzen ve toplumsal adalet arasındaki ilişkiyi Cumhuriyet düşüncesi içinde yorumladı. Cemil Meriç düşünce dünyasının tercümanlarından biri oldu.

Hasan Ersel bu çizginin daha sessiz ama önemli temsilcilerinden biriydi.

Çünkü onun yaklaşımında bilgi ile kamusal sorumluluk arasında doğal bir bağ vardı.

Sessizliğin ağırlığı

Hasan Ersel’in temsil ettiği üslup bugün daha da kıymetli görünüyor. Çünkü içinde yaşadığımız çağda ses yükseldi ama düşüncenin ağırlığı aynı ölçüde artmadı.

Sosyal medya çağında hız, reaksiyon ve görünürlük çoğu zaman muhakemenin önüne geçti. Akademi parçalandı. Televizyon uzmanlığı çoğu zaman düşüncenin yerini aldı. Kavramların içi boşaldı. Dil sertleşti. Nüans kayboldu.

Bu ortamda kamusal iktisatçı ile ekran yorumcusu arasındaki fark daha belirgin hale geliyor.

Kamusal iktisatçı toplumun uzun vadeli kapasitesiyle ilgilenir. Ekran yorumcusu ise çoğu zaman yalnız gündelik dalgalanmayla…

Kamusal entelektüel düşüncenin seviyesini yükseltmeye çalışır. Dijital çağın reaksiyon kültürü ise çoğu zaman düşünceyi hız içinde aşındırır.

Bu nedenle Hasan Ersel’in ardından hissedilen eksiklik yalnız kişisel değildir. Aynı zamanda kurumsal ve kültüreldir.

Cumhuriyet’in sakin aklı

Belki de Hasan Ersel’i en iyi tarif eden ifade budur: Cumhuriyet’in sakin aklı…

Sesini yükseltmeden etkili olabilen, slogan üretmeden düşünebilen, bilgiyi tahakküm aracına dönüştürmeden güçlü kalabilen bir çizgi…

Bugün Türkiye’nin yalnız ekonomik reformlara değil; kamusal muhakeme kapasitesini yeniden güçlendirecek bir düşünce iklimine de ihtiyacı var. Çünkü güçlü ekonomi ile güçlü kurumlar, güçlü kurumlar ile güçlü kamusal akıl arasında görünmez ama hayati bağlar........

© T24