menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Brexit’in bumerangı: Avrupa’yı bölmek, Britanya’yı yalnızlaştırmak

17 0
19.10.2026

Financial Times’ın 11 Ekim 2026 tarihli haberi, Brexit’in onuncu yılında çarpıcı bir tartışmayı gündeme taşıyor: Britanya, Avrupa Birliği’ne sanıldığından daha hızlı dönebilir mi? Avrupa yanlısı Best for Britain grubuna göre, eski bir üyenin deneyimi ve mevzuat birikimi dönüşü kolaylaştırabilir; süreç bir yasama dönemine sığabilir. Bu, AB’nin verdiği bir üyelik sözü değil, bir baskı grubunun savunduğu öneri. Fakat önerinin kendisi bile ayrılık yıllarının siyasi atmosferinden ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor. [1]

Bir zamanlar Avrupa’dan çıkıp dünyaya açılacağını söyleyen bir ülkede, artık Avrupa’ya yeniden yaklaşmanın ekonomik ve siyasi gerekçeleri tartışılıyor. Ayrılığın vaat ettiği serbestlik ile onun doğurduğu güç arasındaki ilişki, ilk bakışta sanıldığı kadar basit çıkmadı. Bir devlet daha çok kararı tek başına alırken, o kararların uygulanacağı çevre üzerinde daha az etkili hale gelebiliyor.

Bu dönüş, haklı olarak başka soruları da çağırıyor. Brexit, özellikle Donald Trump’ın arzu ettiği daha parçalı bir Avrupa’nın başlangıcı mı olacaktı? Birliğin dağılması, Amerika’nın ticari ve siyasi pazarlık gücünü artıracak mıydı? Euro da bu çözülmenin içinde zayıflatılmak mı isteniyordu? Ve hesap buysa, Avrupa dağılmayınca bedel Britanya’nın üzerine mi kaldı?

Bu ihtimalleri değerlendirmek için Brexit’in Britanya’daki köklerini, Trump’ın açık desteğini, Avrupa kurumlarının tepkisini ve ayrılığın ölçülebilen sonuçlarını birlikte ele almak gerekiyor. Bunlar arasında bağlantı kurabiliriz; fakat bağlantıyı, belgelenmiş bir gizli operasyonun kanıtı gibi sunamayız. Brexit’in siyasi eleştirisi, kendi vaatleriyle gerçek sonuçları arasındaki mesafeden zaten yeterince güç alıyor.

Referandumun arkasındaki Britanya

David Cameron, üyeliği yeniden müzakere ederek referanduma götürme sözünü Ocak 2013’te verdi. Bu tercih, ülkenin Avrupa ile ilişkisine dair uzun tartışmaları, Muhafazakâr Parti içindeki baskıları ve bir seçim hesabını aynı siyasi kararda buluşturdu. Referanduma açılan yol Trump’ın başkanlığından önce döşenmişti. 23 Haziran 2016’da yapılan oylamada ayrılık yüzde 51,9, üyeliğin sürmesi yüzde 48,1 oy aldı. Sonuç açıktı; toplumdaki bölünmenin derinliği de öyle. [2, 3]

Brexit’in toplumsal zemini, kampanyanın öne çıkardığı göç ve egemenlik tartışmalarından daha genişti. Sascha Becker, Thiemo Fetzer ve Dennis Novy’nin oy bölgeleri üzerine araştırması; eğitim düzeyi, geçmişte imalat sanayisine bağımlılık, düşük gelir ve işsizlik gibi unsurların ayrılık desteğiyle ilişkisini ortaya koydu. Bu tür coğrafi ilişkiler, her seçmenin niyetini açıklamaz. Yine de Avrupa karşıtlığının, Britanya’nın kendi gelişme modelinde biriken hoşnutsuzluklardan ayrı okunamayacağını gösterir. [4]

Sanayisi gerileyen bir bölgede yaşayan seçmen için sınırların açılması, Londra’daki finans kuruluşunun gördüğü fırsatları ifade etmeyebilir. Ekonomik büyümenin nimetlerine yeterince erişemeyen yurttaş, ülkenin başarılı olduğu anlatısına inanmayabilir. Kamusal hizmetlerin yetersizliği ve siyasi temsil duygusunun zayıflığı, uluslararası bütünleşmeyi daha fazla itirazın hedefi haline getirebilir. Bu itirazların hepsini cehalet diye küçümsemek, onları doğuran siyaseti de sorgulama dışında bırakır.

Ancak hoşnutsuzluğun haklı gerekçeleri bulunması, önerilen çözümün işe yarayacağını göstermez. Bir sanayi bölgesinin eğitim, yatırım ve kamu hizmeti sorunlarını AB’den ayrılmak kendiliğinden çözemezdi. Brexit kampanyası, farklı kaynaklardan gelen rahatsızlıkları ortak bir hedefe yöneltti. Ortak kurumların dışına çıkmakla içerideki güç ve gelir ilişkilerinin de değişeceği izlenimi, ayrılığın en etkili vaadiydi.

Burada ikinci bir ayrım daha önemlidir. Referandum, üyelik konusunda karar verdi; ayrılığın bütün ayrıntılarını belirlemedi. Tek pazarla ve Gümrük Birliği’yle nasıl bir ilişki kurulacağı, hangi yükümlülüklerin kabul edileceği, hangi erişim imkânlarından vazgeçileceği sonraki siyasi tercihlerle şekillendi. Bu nedenle bugünkü maliyetleri yalnızca bir oylama gününe bağlamak eksiktir. Ayrılık kararı kadar, ayrılığın nasıl uygulanacağına ilişkin kararlar da hesap verilmesi gereken tercihlerdir.

Trump neden Brexit’i alkışladı

“Amerika’nın Brexit planı” ifadesinin ilk sorunu, farklı Amerikan yönetimlerini tek bir siyasi irade gibi göstermesidir. Başkan Barack Obama, Nisan 2016’da Londra’da üyeliğin sürmesini açıkça destekledi. Britanya’nın AB içindeki konumunun uluslararası etkisini artırdığını savundu; ayrılığın ardından Amerika ile hemen öncelikli bir ticaret anlaşması yapılacağı beklentisine de mesafe koydu. Washington’un referandum sırasındaki resmî tutumu, Britanya’yı Avrupa’dan koparmak değildi. [5]

Trump’ın yaklaşımı belirgin biçimde farklıydı. Ocak 2017’de, göreve başlamasından hemen önce Times ve Bild’e verdiği mülakatta Brexit’i olumlu değerlendirdi. AB’yi Almanya’nın çıkarlarına hizmet eden bir yapı olarak tasvir etti ve başka ülkelerin de ayrılabileceğini söyledi. Bu sözler, Avrupa’nın bütünlüğüne duyulan sempatinin değil, çözülme ihtimalinden duyulan memnuniyetin işaretleriydi. [6]

Bu tutumun siyasi mantığını anlamak zor değildir. Büyük bir ortak pazar, dışarıdaki bir güç karşısında tek tek üyelerin sahip olduğundan daha fazla pazarlık ağırlığı yaratır. Ürün standartları, rekabet kuralları ve ticaret koşulları konusunda ortak hareket eden bir Avrupa, Amerikan yönetiminin karşısına daha güçlü bir muhatap olarak çıkar. Avrupa devletlerini ayrı ayrı değerlendirmeyi tercih eden bir lider açısından, ortak yapının zayıflaması elverişli bir gelişme sayılabilir. Bu, Trump’ın açıklamalarından ve ikili pazarlığa verdiği önemden çıkardığım siyasi değerlendirmedir.

Bununla birlikte, böyle bir çıkar uyumu Brexit’in Washington’da tasarlanıp Britanya’ya uygulatıldığını kanıtlamaz. Trump’ın başkan olmadan önce de ayrılık hareketini destekleyebilmesi, yalnızca tarih sıralamasına dayanarak dış etki ihtimalini reddetmememizi gerektirir. Fakat etkinin varlığını göstermekle referandumun asıl mimarını belirlemek ayrı kanıtlar ister. İncelenen açık kaynaklar, Trump’ın desteğini ve Avrupa’ya ilişkin tercihlerini ortaya koyuyor; Brexit’i onun yönetiminin hazırladığı bir operasyon olarak açıklayacak kanıt sunmuyor.

Dışarıdaki destek, içerideki sorumluluğu azaltmaz. Britanya’nın siyasi kadroları referandumu kendi hesaplarıyla gündeme getirdi, ayrılık vaatlerini kendileri sundu ve sonraki anlaşmaları kendileri müzakere etti. Bir yabancı liderin alkışı, bu kararların Britanya halkı için iyi olduğuna dair güvence değildi. Brexit’i yalnızca başkasının kurduğu tuzak diye anlatmak, vaatlerde bulunanların hesabını görmeyi de zorlaştırır.

Euro üzerinden kurulan hesap

Avrupa Birliği’nin dağılmasını arzulamakla euroyu ortadan kaldıracak bir plan yürütmek aynı iddia değildir. Trump çevresindeki ekonomik tartışmalarda Almanya’nın ortak para biriminden ticari avantaj sağladığı görüşü yer aldı. Peter Navarro’nun, Almanya’nın kendi ekonomik gücüne göre düşük değerli saydığı euro üzerinden avantaj elde ettiği eleştirisi bunun belirgin örneklerinden biriydi. Böyle bir eleştiri ticari gerilimi gösterir; ortak parayı yok etme operasyonunun belgesi sayılamaz. [7]

Britanya’nın euro kullanmadığını da hatırlamak gerekir. Dolayısıyla Brexit, euro bölgesinden doğrudan bir üye koparmadı. Ortak para açısından olası tehlike, ayrılığın Avrupa bütünleşmesine duyulan güveni sarsması ve euro kullanan ülkelerde benzer hareketlere cesaret vermesiydi. Bu, gerçekleşmesi halinde ciddi sonuçlar yaratabilecek bir siyasi bulaşma ihtimaliydi; Britanya’nın ayrılığıyla kendiliğinden gerçekleşen bir parasal çözülme değildi.

Üstelik Avrupa’nın ticari ağırlığı ile euronun parasal ağırlığı farklı güç kaynaklarıdır. Ortak pazarın küçülmesi, ortak paranın aynı oranda ve aynı yoldan zayıflayacağı anlamına gelmez. Para biriminin uluslararası rolü; finansal piyasaların derinliği, kurumsal güven, ödeme ilişkileri ve ekonomik ölçekle birlikte şekillenir. Bu kanalları birbirinden ayırmadan Brexit’i dolar ile euro arasındaki tek bir savaşın hamlesi olarak okumak fazla kolaycı olur.

Aradan geçen yıllarda beklenen büyük kopuş yaşanmadı. Avrupa Merkez Bankası’nın Haziran 2026 değerlendirmesi, euronun dünyanın ikinci en önemli uluslararası para birimi olmayı sürdürdüğünü belirtiyor. Bu konum, euro bölgesinin bütün sorunlarını çözdüğü anlamına gelmez. Fakat “Brexit euroyu öldürmek için yapıldı ve hedef gerçekleşti” şeklindeki bir sonuca da izin vermez. [8]

Avrupa dayanışmayı nasıl kurdu

Brexit, kalan üyeler için yalnızca Britanya ile ticaretin nasıl yürütüleceği sorunu değildi. Üyeliğin hakları ile yükümlülükleri arasındaki ilişkinin korunması gerekiyordu. Ayrılan bir devlet ortak pazarın bütün avantajlarını elde tutup ortak kurallardan istediği ölçüde kurtulabilseydi, başka üyeler için de ayrılmak cazip hale........

© T24